MUZAFFER ORUÇOĞLU
•
demirin ve ateşin dilinden
Web: www.utopiya.org Email: info@utopiya.org
piya kitaplığı -
•
demirin ve ateşin dilinden
muzaffer oruçoğlu
•
1. baskı: .......1998
•
kapak fotoğrafı:
•
kapak düzenleme:
•
düzelti:
•
ofset hazırlık: ciwan ajans & pi tanıtım (0.212) 245 28 03
•
iç/kapak baskı: sistem ofset (0.212) 501 82 87
•
cilt: azizkan mücellit (0.212) 612 79 93
•
© piya kitaplığı & muzaffer oruçoğlu
ISBN: ............
PİYA
KİTAPLIĞI
istiklal cad. büyükparmakkapı sk. 7/4 beyoğlu - istanbul
tel/faks: (0.212) 245 28 03 - 249 26 53
demirin ve ateşin dilinden
•
muzaffer oruçoğlu
Direnme Türküleri
Kalk
Kalk ey ruhum
Parçala tabutunu
Palet titreşimleri
Uğultular geliyor
Gecenin gecesinden
Vurgun dağdağası
Apolet nağrasıdır
Antenleri sarsan
Hele kalk.
*
Banknota el basıp
Ant içmişler
Sonsuzluklarını kurtarmaya
Kodesleri kasaları
Tıkabasa doldurmaya
Ve zıtların kavga narını
İnkarın inkarını susturmaya
Ant içmişler
Hele kalk.
*
Kalk ey ruhum
Ayak takımım güruhum
Hele kalk
Vardiyalar süngü çemberindedir
Bir çığlıkla uyar
Büyük rezaletini
Gafletini
Demir artık tavındadır
Kara bahtlı bereketimiz
Kara yüzlü cellatları
Metropol haydutları
Ölüm tüccarları
Kompradorları
Tekmil sürek avındadır.
*
Kalk ey yesir kimliğim
Miskinliğim kalk
Belki şimdi
Belki gonca şafakta
Dövecekler gümbür gümbür kapını
Demir zorbalığa inat
Titreme
Korkun cesaretidir onların
Şahin gözleriyle dur
Gözüne namluların
Dikelmiş
Mağrur ve dinç
Uçurumlar gibi derin
Ve ürkünç
Gözle direnilir mi
Ne kitap
Ne şarap
Ne sır
Ne mermi
Deryadan su vermeyene
Derya verilir mi
*
Kalk diyorum sana kalk
Bizi çağırıyor
Bin yıllık çınar
Çatlayan nar
Vakitsiz bahar
Kalk
Kaynaşma günüdür
Göğün mevzileriyle
Zerremizin gözbebeği
Korkumuzun gücü
Ve geleceğiyle
*
Kalk ey ruhum
Davamın gonca gülü
kalk
Yeni bir geçite vardık
Yolumuz üzerinde
Tuzaklarla örülmüş
Yeni bir sınavdan geçiyoruz
Daha çetin günler için
Pişeceğiz
Acı çekeceğiz amma
Çelikleşeceğiz.
12 Eylül 1980
İnfaz
İnançtır bu
Tanı yavrum
Sevdadır pırıl pırıl
Demire tırnakla
Duvara kanla yazılır.
*
Acılardan süzülür
Canı can
Zındanı zından içinde
Beton gülüdür
Bükülmez
Bükülmez yavrum
Cellat suratlara tükürür
Ve alnı şafağa doğru
Darağacına yürür.
1981
1 Mayıs
Bugün o gün
Boşaltın meydanları
Boşaltın!
Panzer-manzer
Süngü-mihver
Takmayız
Bugün biz
Yani
Tüm sanayi kolları
Demir kömür
Ray mensucat
.....................
.....................
Ve elektrik orduları
Al al
Dalga dalga
Meydanlardayız.
*
Bugün o gün
Boşaltın meydanları
Derhal boşaltın
İndirdik
Mahmur şafak üzre
Şartelini hayatın
Şahmerdanlar
Döküm potaları
Tav ocakları
Titreşimli elekler
Kompresörler
Kule vinçler
İnşaat
Harfiyat
Ve bilumum
Ecinniler dünyası
Sessizlik nöbetinde
Güneşin emrindedir.
*
Bugün o gün
Çekilsin yolumuzdan
Tehdit dağdağaları
Demir kıtalar
Sendika ağaları
Artık biz
Ellerine elma şekeri verilen
Bayram çocukları değiliz
Bugün bu sokaklardan
enternasyonalin
Emeğin ve ateşin soluğunu
Geçireceğiz.
1982
Sen-I
Sen
Kükremiş
Güzel gururum
Çürüyüp belimden düşen
Boynuma urganca üşüşen
Beşbin yıllık uçkurum
Soydular çırılçıplak
Zincire vurdular seni
Düşürmek istediler
Beynini ve bedenini
*
Sen
Kızım
Vardiya sirenim
Eşeğim ineğim ırzım
Hallaç darında
Dişleri kenetlenen
Yüreği yangın odağı
Dili törpü kesilen
Kilitlenen
İnleyen
Kin tüküren
Irzına geçilen
Yenilmeyen
*
Sen
Göğün kıyısında
Güvercin müfrezesi
Bahtımın güvertesi
Zehir-zıkkım acılardan
Kuşkulardan rüyalardan
Gül yumağından
İlmik ilmik
Destan dokuyan
Büyük cehaletimde
Derinliğimi keşfeden
Beni bana okuyan
*
Ah sen
Geceyi gündüze
Sonu sonsuzluğa deviren
Ateşin altın açlığı
Gülüm
Müşkülüm
Anla n’olur
Dipten sarsıyor
Yıkıyor dalga dalga
Sana sürüklüyor beni
Aymazlığıma düşen
Bir kuğu çığlığı
1983
Sıra Neferi
Demiri kıvılcım
Urganı infaz uyarır
Deryayı damla
Baharı yaz uyarır
*
O ki
Tam bir dava neferidir
Düşmüş çatlağına betonun
Filizlenmiş zemheriye
Bir alamet mor cemredir
*
Paşalar darında
Bir koca Haydar
Denekte Börklüce
Cenkte cin- Cimri
Mahsus mahalda onurdur
Hasmını her daim
Susta durdurur
Yener amma
Övünmez
Zaferlerle
Başı dönmez
Yenilir
Amma
Ateşi sönmez
İyi öğrenir.
*
Değil yar aşkına
İmkansızlıklar aşkına
Hiçliği özümleyen
Petek petek bal eyleyen arıdır.
Karıncanın kararı
İnceliğin iş baharı
Disiplini
Sabrıdır.
*
Şan şöhret
Madalyon mevki
Onun için ne ki
Onun gözündeki
Kendisini
Zorunluluk cephesine katarak
Bu cepheye var gücüyle saldırmak
Özgürlüğü çığlığına yedirip
Sonsuzluğa savurmak.
1983
Tohum
Pek derine derine
Düştüm ter izlerine
Hoyrat bir tapan ile
Üstüm kürelediler
Çıkamazsın bahara
Çürür kalırsın dediler
Cevherim kararmadı
Bengi suyum durmadı
Kar altında köklendim
İşledim inceden ince
Sökün ayı gelince
Uç verdim filizlendim
Güne doğru
Öz gücümce
1983
Sesleniş
Sizler
Spartaküs arenaları
Prangalı bilimler
Aç topraklar
Kanlı sular
Ser alanlar
Sır duymayan çarmıhlar
Plepler patrisyenler
Serfler senyörler
Vasallar süzerenler
Yenilgiler tarihi
Çağları sarstık
Büyük tufanlarla
Sizlerden sonra
Promete gülümseyişi vardı
Bedelinde her tufanın
Lakin yenildik
Bilirsiniz
Çetin kazanılanın
Çetindir yitirilişi
Alın terine düşürür düşerken
Çığlığındaki ateşi.
1981
Bir Mavzerin Arzuhali
Vay beni vaylar beni
Dağ daş aradım seni
Gel partizan
Açayım sana künyemi
Tanı beni.
*
Kin kusturdum
Kin kusturdum halklara
Dipçiğimle türküleri
Süngümle mazlum dilleri
Kültürleri susturdum.
İsyan kanı döktüm
Feodal topraklara
Grev güllerini
Ateşle söktüm.
*
Alınçatlarına durdum
Karanfil şafaklarda
Mağrur ve muzaffer duran
Ve pürüzsüz haykıran
Ustalarımı vurdum.
Dikenli teller ardında
Kurşunum yağlı
Tetiğim zağlı bekledim
Zından kapılarını
Proleter ayaklara
Falaka boyunduruğu
Cellat buyruğu oldum.
*
Neleri tanıdım
Bu gece saltanatında
Hain gözleri tanıdım
Nişangahımdan
İnançsız yürekleri
Titreyen elleri
Daha neleri neleri
..........................
Harami sofralarını
Haraç-mezat
Keskin tezat
Yağma pazarlarını
Ve nihayet
İnanır mısın
Komünistleri dinledim
Mahkemelerde
Sokaklarda tulumlu kadınları
Kor-ipek marşları dinledim
Ve zulüm kışlalarında
Dayanamadım
Sıla türkülerine
Ağladım.
*
Artık
Tanı beni
Tanı beni kardeşim
Işıtan ter
Şaşmaz nefer
Olmak istiyorum
Kendi emrimde
Saraylara dalmak
Ülkemin utancı
Ve lanetiyle
Hesaplaşmak istiyorum
Tanı beni.
1982
Kafestekiler
Gövdeleri
Kaplan kafeslerinde
Ruhları
Bal kovanı
Karınca köresindedir
İnanç bahçesinde
Harlanmış kinde
İnce içli
Türküler söyleyerek
Ve kahreder gibi gülerek
direniyorlar.
*
Cellat
Tecrit etmiş
Güya onları
Gel gör ki
Milyonlarca elin uzandığı
Bir sofradan yiyorlar
“Ve bir orman gibi”
uyuyorlar.
Düşlerinde
Başedilmez
Bir inat
Mektup kitap
Yar özlemi
Tutuşan barikatlar
Dumanlı dağlar özlemi
1982
Devlet
Devlet ki
Nasıl başlasam
Sınıfların doğuşuyla
Doğan dinazor
Örgütlenmiş şiddet
Sistemli zor
*
Devlet ki
Üç temrenli
Karun mızrağı
Ordu polis bürokrasi
Ayaktakımına karşı asi
İt dalaşına hakem
Ganimete vasi
*
Devlet ki
Nasıl anlatsam
Tarih darında
Ter döken
Ruhumun eti
Yabancılaşmamın
Kanlı ceseti
Trajedimin özeti
Günahımın ateşinde
Parelenerek çöken
Ve enkaz alanını
Kaçınılmaz olana
Yani
Donanmış .......................
Egemenlik organına
İşçi diktatoryasına
Yeni bir başbelasına
Terkeden.
*
Devlet ki
Uzlaşmaz karşıtlığın
Yılan buyruğu
Örgütlenmiş yeni dünyanın
Yani diktatoryanın
En örgütlü yanı
Sinsi düşmanı
Yıkma yaratma ruhu
Direnişi bin kat artan
Efendiler tepesinde
Özgürlük yumruğu
Kanlı ve kansız
Askeri ve iktisadi
Politik ve ideolojik
Eğitsel ve kültürel
Kesintisiz
İnatçı ve kıyasıya
Bir bilim
Kollektif yönetim
Sebat ve irade birliği
Demir disiplin.
*
Devlet ki
Nasıl bağlasam
Kafa kol
Köy şehir
İki sınıf
İki çizgi
İki yol
Farkının yıkıldığı
Kollektif zenginliğin
Ruhta bilinçte
Ve maddede
Gürül gürül fışkırdığı
Ve bayrağında
“Herkesten yeteneğine
Herkese ihtiyacına göre”
Şiarının yazıldığı
Altın çağda
“Antikalar müzesine
Çıkrık ile tunç baltanın
Yanına kaldırılan”
Sonsuz uykusuna dalan
Zevalini bulan ateş
Kokusundan
Müzesine giremeyeceğimiz
LEŞ.
1982
Renkli ve Engin
Buna kavga mı denir
Başlamadı asıl kavgamız daha
Asıl kavgamız
Gönülde kafada
Demokratoryada
Her alanda
Her dalda
Kökte gövdede
Ve yaprakta
Kurtçuğun en sinsisiyle
En ustası
En kurnazı
En tehlikelisiyle
........................
Artık yokedilmiş
Açık cephesiyle değil
Gövdesiyle değil
Düpedüz
Alışkanlıklarıyla
İradesi tecrübesi ruhuyla
Kızıl görünümlü
Fikirler güruhuyla
*
Hem nasıl
Bir bilsen
Korkunç zengin
Ve çetin
Ve akılalmaz
Ve karmaşık
Ve çağlar boyu
Renkli ve engin
Felsefenin çıldırdığı
Güneşin öz aynasını
kırdığı
Ana dek.
1981
Sen-II
Sen
Milyonların donmuş
Dahi kudreti
Alın kerameti
Kanı kemiği eti
*
Sen
Zinciri yaldızlı
Ölü emek
Sende aşk
Derinlik gaye
Ve yaşam demek
Canlı emeği
Ateş ve büyüğle
emmek
*
Senyörel yerel
Kentsel bölgesel
Ayrıcalıkları söküp
Atan sen
Mezar kazıcılarını
Yaşamının şartını
Yok olmanın vaadini
Yaratan sen.
*
Sen
Yediverenleri
Sabırla güverenleri
Kavurup yakan
“Ahlakın ve doğanın
Yaşın ve cinsiyetin
Gecenin ve gündüzün”
Sınırlarını yıkan.
*
Sen
“Her gözeneğinden
Kan ve pislik damlayan”
Bize ait olmayan
Kurşun tozuna beleyen
Ateşlerde bileyen.
1981
Tufan
Düşünceni ateşle ateşten der
Alnından öpsün hayat
Boyutlarınla oynasın bir çocuk gibi
Alaya alsın derinliğini
Taşısın asıl çelişkine seni.
*
Yer tufan
Gök tufan
Sarıl ateşe
Yık hazır bilgileri
Kavramları kalıpları
Aforizmaları
Alışkanlıkları
Tanrının salat-ü selamını
Yüklenmiş
Kamburlaşmış
Ruhumuzdaki
O muhteşem tapınakları
Yık ki
Bulduklarıyla yetinenler
Çıksın bir lokma bir hırka
bataklığından
Ve nesneler uzatsın
Yardım ellerini hayata
Her şey kendi rengini
Kendi ışığını ve karanlığını
Kendi kıpırtısını ve biçimini
Haykırsın özgürce bize
Gözbebeklerimize.
1987
Dölüm
Dölüm dölüm
Seni göz nurumun
Onurumun
Ol mübarek
Rahmine ekiyorum
O ki
Düzensiz çalışan
Mensucat maluludur
Sıkı dur
Proleter inat
Perçinlen
Tecavüz dölünü vur
Güçlen ve kudur
*
Dölüm dölüm
Sakın aynına
Gelmesin ölüm
Ana rahmi değil bu
Fırtınalarda gemidir
Tekme dipçik darbesinden
Koru kendini
Kargaşa alemidir.
Dokuz ay
Dokuz saat
Dokuz dakika ucunda
Müjdeni bekliyorum
Gelişin ağır olsun ağır
Toprağa düştüğünde bağır
Titresin düşmanların
Belki grev kazanına
Düşersin
Panzer baskını
Sokak savaşına
Sorgulama betonuna belki
Denek taşına...
Utandırma
Bağır
*
Dölüm dölüm
İster oğlan ol
İster kız
Sana açıktır
Saflarımız.
Lakin
Seni mühendis yapamam
Gönlüm razı değil
Memur olmana
Seni ya madenci
Ya da metalci
Yetiştireceğim
Sana ustalarımı
Ve partimi
Örsün ve çekicin
Ateşin ve çeliğin
Türkülerini öğreteceğim.
1981
Yüreğim
Bir taşkın çiçeğidir
Anadolunun bağrında
Yüreğim.
Şavkır
Çoban yıldızı gibi
Zehir gecelerine
Kara düşlerine
Vurur.
Bir çakşırlı güvercindir
Zeytin dalında
Yüreğim
Göğsü
Yanar-döner
Hareli
Deli-duman
Yükselir enginlere
Döner durur
Ve fermanlı
Atak bir kartaldır
Lav uçurumunda
Yüreğim.
Çeker
Kobrayı dağlara
Dalpençe
Dalar vurur
1982
İş ve Hüner Türküleri
Maylular Dünyasında
Tuh!
Sizi Babil süprüntüleri
Pompeyuslar
Krezuslar
Tuh suratınıza
Balgamlı kanlı
Tozlu dumanlı
Şeytan tükrüğüdür
Kurşun usturuplu
Dehşet okkalı cinsinden
Tuh!
Tuh saltanatınıza.
Sizi
Harami sürüsü
Kefen soyan
Allahı kâr
Zulumkar.
Sizi
Karun iştahlı
Rantiye tayfası
Kurnaz kölemen
Cabbar.
Nasıl haykırsak nasıl
Yok! Yok! Yok!
Yok Gülüm yok!
Hayat güvenliğini
Tehlike sınırını
Takan yok!
Parmağımız, bileğimiz, kolumuz
Ayağımız, gözümüz, kulağımız
Testere ağzına
Kayışa çarka
Kurt dişi
Kobra diline
Goril gözlerine
Teslim edilmiş.
Silindirler
Döner miller
Dev volonlar
Çatal pimler
Maylular dünyasında
Cinayet kol geziyor
Kar uğruna
Et ve kemik istiyor
Açıkta dönen kollar
Zımpara taşları
Kama başları
Helezonlu konveyler.
Nasıl haykırsak nasıl
Kol emeği değil
Göznuru değil
Kan ve ilik istiyor
Şu giyotin kapıları
Çalkantı kazanları
Freze pıçakları
Patlama dolapları
Paletler
Hiç birine
Koruyucu takılmamış
Azrail olmuş
Kar hırsı
Ecel üreten bölümler
Kapatılmamış
Hani nerde
Diye sorulmamış
Nerde arakilitliler
Takılmalı koruyucular
Sabitler
Özel, otomatikler.
İki işçilik iş
Bir işçiye verilmiş
Neylersin
Devlerin sultasıdır
Sabır sabır
Ya sabır
Dardır havasızdır
Gözler damar damar alazlı
Yürek çekitaşı
Akkor parçasıdır
Ne teknik eğitim
Ne işyeri düzeni
Burda
Daha az tezgah alır
Bina giderleri çoğalır
diye
Makinalar iç içe
Can ile cinayet
Koyun koyunadır.
Amma
Bilinsin ki
Ne şikayet
Ne de
Sızlanmadır bu
Deli coş bahar gibi
Söken güneş
Çatlayan nar gibi
Çıplak
Bir nağradır bu.
Taaaaaa
Ciğerden ünlüyoruz
Ant olsun
Ant olsun ey
Babuşkin baba
İnkârımız
Gelmeyecek hesaba.
Çatırdayan zincir
Uğuldayan kovandır
Boşanacaktır er geç
Tulumlular dünyası
Gül gülistan
Defne demir
Ateş emir
Hatlarına
Felsefeden
Masal ırmaklarına
Gürül gürül
Tufan barikatlarına
1982
Selam
Selam usta selam
Gönlün sevda bahçesidir
Yüreğin evren düğünü
Sana selam.
Sıratlardan
Çelik sağanağı
Kanlı sulardan
Geçecek olan sensin.
Ve terin
İlmin, hünerin elini
Çimenin yeşilini
Süleymanın dilini
Özgür kılacak olan sensin
Sana selam.
Selam usta selam
Dili tek
Bayrağı tek
Toprağı ipek dünyanın
Mimarı sen olacaksın
Sana selam
1982
Yörük Sanatı
Derttir sevdadır bu
Yörük çadırında
Doğmuş dillenmiş.
Çarkı felek kilimi
Elvan halı
Narlı peşkir
Turna katarı olmuş.
İncedir içlidir
Nakış nakışdır
Hesap işi
Hasır iğne
Ciğer delen tekniğinde
Sanki
Avşar yaylası
Gönül aynasıdır.
Karası kahırdır
Akı mutluluk
Yeşili “murat”tır
Mavisi umut
Kızılı hasret
Ve kavgadır.
Hem nasıl
Hayal gücü
Çehiz özenidir
İlmik ilmik
Benek benek
Lale
Sümbül
Selvi
Çınar yaprağı
Gül bezek
Ana sabrıdır
1982
O’na Dair
Eğer O’nu sual eden olursa
De ki
Taşta güverendir O
Öz veren
Biçim veren
Kulaksız duyan
Gözsüz görendir O.
Şahmerdanlarla dövülmüş
Kan ağlamış
Tan gülmüş
Güzellikler ergidir.
Tomurcuk sancısından
Itır kokusuna kadar
Her şeyi özgür kılmak
Özel mülkiyeti
Ezen aleti
Kutsal yuvayı kaldırmak
Tohumu özgür kılmak
O’na vergidir.
Eğer O’nu sual eden olursa
De ki
Arılar ordusunun
Köpüren teridir o
Karşı durulamaz
Susturulamaz
Gürül gürül akan
Bir ışık nehridir O.
1979
İçerleniş
Aaaaaaah Ah!
Bunca yıllık
Vefadarım
Benim cevval
Arı ruhlu
Şahdamarım.
Kavrayamıyorsun kavraya
Bizimkiler
Eski tarz üretimle
Külüstür makinalıdır
İşgücünün
Ne ahlaki
Ne de fiziki
Sınırını
Dinlemeden aşan
Elleri kana bulaşan
Gerdan göbek
Soylu köpek
Takımıdır.
Çalışma süremizi
Uzatarak
Yani
Sermayelerine
Mutlak artı-değer
Katarak
Soyarlar bizi
Sizinkiler ise
Gıcır gıcır
Yeni tarz üretimle
Modern makinalıdır
Emeğinizin üretkenliğini
Artırarak
Yani
Milyarlarına
Nisbi artı-değer
Katarak
Yolarlar sizi.
Bunca yıllık tecrübenle
Farketmedin mi
Üretim hızının artışını
Makina başlarında
Çalışan işçilerin
Giderek azalışını
Ve kasaların
Daha çok dolduğunu
Daha az zamanda
Daha çok yorulduğunu
Farketmedin mi?
Aaaaaaaah! Ah!
Benim kinli
Kavgaya yeminli
Saf
Hamarat kafadarım
Bilinçlendi
Kavradı çocuklarım
Bir sen kaldın
Kavrayamıyorsun kavraya
Artık
Öncüye girmelisin
Sonsuzluğa sürgün edilmiş
Hüzün mavisi
Yılan lisanı gibi
Işıldıyor bakışların
Bakışlarını dinlemeli
Öncüye girmelisin.
1981
Ana
Ana
Çeliğine ter ile kan verilen
Haddelerden geçirilen
Deha pınarı ana.
Sen ki
Çekici üşürmenin
Orağa düşürmenin
ustasısın.
Kavramalısın artık
Savaş nağramızı
Kavramalısın.
Bayrağımız üzerine
“Adil bir işgünü karşılığında
Adil bir ücret” yerine
Şu şiarı yazmalısın:
“Ücret sisteminin kaldırılması”
1980
Ter Nakışı
Ne anlarsın a zalım
Dünyası kara zalım
Kan irin yara zalım
Biz ki
Tam tekmil sevmişiz
Ferhat usulü.
Bilinç haddesi
Gönül mekiğinden geçirmiş
Ateşlerde sınamış
Oturmuş işlemişiz.
Hoca Nasrettin hüneri
Emrah kuşağı
Ter nakışıdır
Çemendir çiçektir
Renk savranı
Narlıdır
Aslı, Şirin işi
Hardal eflatun
İnce ruhlu
Duyarlıdır.
Ne anlarsın a zalım
Vicdanı kara zalım
Allahı para zalım
1982
Politaş İşçileri
Poliyester
Poliyester
Seni patron esansı
Zifir zından gibi
Elleri saran
Yıpratan yoran.
Seni elbise
Ayakkabı
Et ve hayat
Kemiren
Ömür törpüsü
Poliyester
Poliyester
Seni canımızın parçası
Yaşamak denir mi buna
Korkunç ahlaksızlık ini
Tehdit ve iltimas
Plastik ve gaz
Dünyasıdır dünyamız
Suyumuz asetondur
Cam elyafı tozudur
Toprağımız
Yaşamak denir mi buna
Söyle Poliyester
Yoğurtsuz
Sendikasız
Gülsüz kavgasız
1982
Dekovilci
O
Onbeşlilerden biridir
Etobur ocakların
Derisi kömür dövmeli
Dekovil yesiridir.
Pek mahir
Pek diridir
Lakin
Görünüşünde yaşlı
Saz benizli
Çatık kaşlı
Çelik gri bakışlıdır.
Babasının
Söktüğü blokları
Boşaltma kavşağında
Kardeşine teslim eder.
Azığını
Kaskında
Domuz damlarında yer.
Ücreti azdır
Kurnazdır
Kavgacı
Ve küfürbazdır
İç cebinde koncasının resmini
Ciğerinde kömürünü
Yüreğinde gazap tohumlarını taşır
Çavuşları görünce
Sırf gıcıklık olsun diye
Durup ensesini kaşır.
Islık çalar
Arabayı iterken
Homurdanır
Türkü söyler
Terlerini silerken.
O
Şimdi grevdedir
Külüngüyle
En öndedir.
Süngüler
Göğsüne dayanmış
Girmiyor kuyulara
Ateş gözü
Kara yüzü
Dili dişleriyle
Bağırıyor
Ocakları
Döğüşmeye çağırıyor
Ekim 1980
Dağ ve Çete Türküleri
Toprağa Düşenlere
Vay benim
Harbi sevdam
Sabrıma baskın acım
Güvercin insafım
Şahin inancım.
Nasıl düşürülmüşsün
Narlı alevler bağrına
Nasıl.
Devler ferman eylemiş
Sarılmış yören
Döğüşmüşsün
Acar-tetik
Kurşun kalburuna
Kana
Gülnaza dönmüşsün.
Vay benim
Hatun çiçeğim
Dal-bahar
Kerem ateşi yüreğim
Göremeden gidiyorsun
Ekim tanını
Esen gül poyrazıdır
Umut dolunayı
Zöhre yıldızıdır ışıyan
Gayri ne kaldı
Kızıl-Kıyamete
Dinle
Dinle duyacaksın
Zaferin nağrasını
Kurdun kuşun avazını
Börtü böceğin nabzını
Dinle
1980
Tanı Beni
Pranga kaçkını
Köylü bıçkını
Mazlum isyan yuvasıyım
Tanı beni!
Sultan bedduası
Paşa küfrüne
Kılıca
Hedef olmuşum
Aldırma geç.
Sor künyemi
Kışım
Çöğenli boranlıdır
Buz yalağı ışıldar
Koyağımda
Eteğim taraz taraz
Derin dereler karşı
Çığlıdır.
Baharda
Karım sökülür
Kara sevdana vurgunum
Tanı beni!
Kararırım pusarım
Şimşeklenir sellenirim
Karla buzulla beslenir
Sularım.
Ki artık
Tepeme tüfek çatılır
Taçlıdır
Geçitlerim çetin
Kartalım atak
Sağrım ardıçlıdır
Hele ki Loy!
Gel gör beni
Yaz aynasında
Kayalarım hörgüçlü
Bal peteği
Rüzgar oymasıdır
Geceleri
Yörük türkülerini
İshak’ı Bedrettin’i
Şırlağan eşliğinde
Burcu burcu
Firari hasretini
Mahlukatımı dinlerim
Başımda ay sallanır
Meltem eser
Serinlerim.
1980
Kaçakçı
Habur çayı
Işıl ışıl
Dağlar güvercin grisi
Ay mahzun.
Taramışlar
Vağ le vağ
Civan civelek çağımda
Bağrım pençe pençe
Al al açılmış
Ağzım kançanağı
Barut yanığı
Destursuz canım almışlar,
Ne peygamber
Ne allahtır
Vağ le vağ
Kan ayaklı
Kuzgun gözlü
Zebellahtır
Başucuma dikilen
Emeğimin, kılamımın dilimin
Hem de bilimin düşmanı
Kan oluklu
Beyzade paşa hançeri.
Muradım karnımda kaldı
Vağ le vağ
Kazığım kıra çakıldı
Gitti tütün çuvalım
Bebeğimin rızkı
Çiçekli Suriye şalım
Yadigarım
Pullu puşularım.
Yanar içim yanar
Vağ le vağ
Ha şöyle
Ağız dolusu
Okkalı sövemedim
Döğüşemedim
Döğüşerek
Düşemedim
1980
Kızıl Peşmerge
Kartal gölgesidir
Güvercin şafağında
Dağlara vurur.
Zahit tan eylemez Onu
A canım
Tohumdur
Tavlı toprakta
Namlusunu doldurur.
Demiri delidir
Örsü inatçı
Çekici öfkelidir
Ve ince bir sızıdır
Yürekte
Oooooooof
A canım
Anlatamam
Bin yıllık kökten
Yürüyen sudur
Newroz soluğu
Dehak’ın korkusudur.
1980
Dağlara Kaçanın Feryadı
Lo çeto! çeto!
Dağlarımın kartalı
Çık ininden
Ses ver lo!
Ses ver
Fena basıldık
Helikopter takırtısı
Silah şakırtısıdır
Feryadı figanı boğan
Köy yollarında kan
Elimde filinta
Cebimde soğan.
Lo çeto! çeto!
Çık ininden
Sesim çatallaştı lo!
Yine kan tuttu beni
Bu can
Bu cefayı çekmez
Zemheri kurtlarının
İtlerin ifritlerin
Pençesine düşmüşüm
Sabrım hançer taşıdır
Yüreğim kör düğüm
Öfkem vahimdir.
Bir akıl ver
Bir yol göster
Billah
Her şeye hazıram
Yetsin diyek
Gayri yetsin
Bu kabir azabı
Bu zulum
Bu zillet
Bitsin
1980
Eşkiyanın Efkârı
Yine
Çapraz fişenk
Müfreze belasıyım
Ağııııııııııır
Ve efkârlıyım
Mavzer astım
Yaslandım nazlı çınara
Yaprak düşürdüm pınara
Yine
Bir yanım
Uçurum heyelan
Bir yanım
Tan kızılı
Büluğ ceylan
Oooooooof anam
“Geceler yarim oldu”
Uyuyamam.
Yine çiğ buğusundayım
Bıldırcın bereketi
Buğday kokusu
Tavşan uykusundayım.
1980
Kıl Çadırda
Baskın havasıdır
Baskın havası
Süt mavisi
İnce duman
Alacakör seherdir.
Yaylalarda
Hıdırellez yağmuru
(Altın olur damlası)
Kuzu melemesi
Turna avazı
Uzanmışım
Karbeyaz
Nakışlı
Kürt keçesine
Solum
Akıllara ziyan
Zarif
Jerkâ halısıdır
Sağım
Mavzer menevişi
Sansar postu
Çapraz fişenk
Sarısıdır.
Uzanmışım
Uy Berivan
Yüreğimde ipincecik
Bir sızı
Sarsar uyarır beni
Meydan falakaları
Bağıran yüklü gelin
Milli zulüm
Vuran
Öfkemin nabzı.
1980
Ayrılık, Umut ve Sevda Türküleri
Proleter Ananın Seslenişi
Umudunuz
Pırlanta gibi parlasın
Analar.
En son bizim bayrağımız
Çekilecek
Dünyanın gönderine.
Biz ki
Hayatı dantel gibi işleyeniz
Sevmesini
Halay çekmesini
Türkü söylemesini
Ve döğüşmesini
En iyi bileniz.
Onlar gibi
Hayata düşman değiliz
Çatlayan tomurcuğa
Gülen çocuğa
Söken tana
Tohuma düşman değiliz
Pırıl pırıl parlasın
Umudunuz.
1980
Yol Göründü
Yol göründü
Gel öpeyim tosunum
Nar yanaklım
Yüreğim aklım
“Emir dağdan devranım yok”
Devlet arıyor beni
Dağ-taş soruyor beni
Gel öpeyim
Topraksızın oğlusun
Sev ananı
Anan dalbasmalıdır
Kilimi elvan elvan
Destimalı oyalıdır
Kazak yaylasından göcürdüm
Yörük malıdır.
Korkma
Utandırmaz seni
Tuz-ekmek bilmeze
Muhtaç eylemez
Kırk nuru kırk çerağı var
Biri sönse biri yanar.
Yol göründü
Bağım bahçem
Gel hele gel
Gel nazlanma
Yine eşkiya sanma
Artık utandırmam seni
Tüymem çakal kuytusuna
Arındı doldu peteğim
Güneşin emrinde
Döğüşeceğim.
1980
Gelinim
Gece seyrim
Gündüz gönlümde
Unutamam
Vurgunum hasretine
Hasretine gelinim.
Akrep gömecine
Bal işleyensin
Ayva gini ağlayıp
Nar gibi gülensin.
Öyle melül
Öyle mahzun olma
Uğruna yangın olup
Sevdasına yeldiğim.
Gelir günler gelir
Domurur uç verir bilincin
Başı dik
Kızıl pençeli
Şahin olur güvercin.
1980
Diyarbekir Mahpushanesinden
Uy şivanı ciğer delen
İnce cevherim
Sen orada
Ben burda
İki hasret
Çekilir mi
Çekilir mi
Duydum ki
Söz kesmişler
Bir zalıma suçluya
Kır bacı beş çatallı
Kurşun uçluya
Ne desem
Aaaaaaaah!
Ne söylesem
Göz-gönül azizi
Botan güzelisin
Talihi kem
Başı çilelisin
Uy şivanı ciğer delen
İnce cevherim
Bilirim
Göz yaşların acıdır
Dünyan
Süleyman zehiri
Mengene kıskacıdır.
Lakin
Dayan derim dayan
Ne ağla ne de yan
“Zalım berhudar olmaz
Akibet berdar olur”
Gelir al libasıyla
Gelir düzenim kurulur.
1980
Turnam
Turnam
Kanıma cemre düşüren
Allı turnam.
İnancın yüzüne vurmuş
Ay parçası mısın
Tufan şıvgını mısın
Sevda yangını mısın
Bakışlarından okuyoruz
Ruhunu
Yürütme tutkunusun
Zonklayan bu dev öfkeyi
Yani bu çığlı-çıvgınlı geceyi
Bu cellat sehpaları
Çarmıhları
Sokakları
Dağları
.................
Turnam
Kanıma cemre düşüren
Telli turnam.
Gözlerin mayıs mavisi
Gülüşün gümüş fincan
Cihan yandıdır sanki
Bir içimlik su musun
Çavuş ebrusu musun
Eylül 1981
Çavuş ebrusu: Göbeği beyaz, çevresi eflatun olan karanfil.
Cihan yandı: Sarı karanfil.
Gümüş fincan: Beyaz kırmızı dantelli karanfil
Şıvgın: Taze sürgün.
Çıvgın: Yağmurlu fırtına.
Söyle
Söyle
Gelin çiçeği
Söyle
Beliğime kondu
Uğur böceği
Söyle muradıma erecek miyim
On yıl oldu
Ağam burdan gideli
Ölmeden gül benzin görecek miyin
Söyle
Gönül evimin ışığı
Tutunacak dalım
Kaygusuz Abdal’ım
Söyle
Eriyip hilâl olan
Sevdasından lal olan
Sararıp solan kimdir
Bir haber sal
Söyle
Hasretimi dindir
Bizi sevindir.
1981
Biraz Sabır
Uy kazım
Uy dilbazım
O nasıl söz
Susssssss...
Babom beni
Kenevir ipiyle asar
Cehd eder
Sizi basar
Hem sonra
Arpa derimi
Nar çiçekleri
Devranıdır heyran
Biraz sabır
Geçemeyiz
Biraz sabır
Bak
“Dalgalar dalgaları kovalar
Talazlar talazları
Vurur eteklerine dağların
Dicle kıpkızıldır”
1981
Dilbazım: Yakışımlım
Maviş
Maviş
Maviş
Hünerine imrendiğim
Kız Maviş
Aaaaaaaaah
Ellenmemiş dillenmemiş
Newrozum
“Engin yalaktan yemlenmiş”
Körpe kuzum
Helalımsın.
Maviş
Maviş
Boyun posun
Huyun husun
Ne güzelmiş
Kız Maviş
Aaaaaaaah
Güngörmemiş yavuklum
Ayva tüylüm
Acar ceylan soluklum.
Sultan buyruğundan yüce
Hasretim topraktan azizsin
Kol-bud olurum billah
Ölürüm de
Vermem seni beylere
Belalımsın.
Seni çok görmesinler bana
Kız Maviş
Yoksulluğun yoksulluğuma
Başın başıma denktir
Kuş yürekli
“Ali Büşük
Donu düşük”
Sanmasınlar sevdiceğim
Mavi gök gibi engin
Bebek gözü gibi arı
Ve durudur yüreğim.
Seni benden almasınlar
Alınmamış tek şeyimsin
Her şeyimsin
Kız Maviş.
Kulluk kâr etti canıma
Gayri yeter!
İçim kin ile doludur
Dağlara çıkarım
Sevdam bahanem olur.
1981
Yetmişinde
Sakalım ak
Gönlüm feriktir benim
Tutulmuşam ölem
Sorma
Ömrüm malımdır benim
Mine boylum
Al basmalımdır benim
Sorma
Nasıl vurulmuşam ölem
Eli beli
Dil edebi
Bir alem
Teni ipektir
Gözleri faltaşı
Dicel berdeli
Elvan kelebektir.
Sesine
Döğmesine
Salınıp yürümesine
Vermişem seni
Yeter yeter ölem
Ağlayıp üzme beni
1981
Dili Yar
Gel dili yar
dili yar
Asi filintayım
Pusu pırnallarında
Ovalar güverende
Arılar bal verende
Salın da gel bağlarından
Murad alam
İki gamzenin arası
Nar dudağından
Yedi karanfil gönderdim*
Gel dili yar
dili yar
Buğdaylar süte duranda
Çilekler domuranda
Bıldırcın sökünü
Kuzu sürüsüne katıl
Salın da in dağlarından
Murad alam
Bir bir yandan
Bir bir yandan
Gelincik alı
Yanağından.
1981
* Anadolu’ya yedi karanfil göndermenin anlamı, ‘aşkın beni yedi’ demektir.
Ağıtlar, Öğütler, Kargışlar
Nine Ağıtı
Yavrularım yavrularım
Vuruldunuz
Depreme düştü yüreğim
yavrularım
Sizi dokuz ocak yıkan
Ağzı yalan
Gözü talan
“Çenge başlı
Kara yılan” takımı
Demdir devrandır sürün
Himmeti dağlar deviren gelecek
Gelecek savurmaya
Dilden gülden gönülden
Hasat sofrasını kurmaya.
Yavrularım yavrularım
Vuruldunuz
Ağıta durdu dillerim
Kan oldu türkülerim
Yavrularım
Sizi postuna sığmayan
Kan-iştah
Hırs kuyusu
Namussuzluk
Puştluk pusu
Yiyin tıskırın bakalım
Kuran kahreden gelecek
Yüzü gülecek ülkemin
Dağlar tavus kuşağına
Ovalar ipek halıya
İnci mercana dönecek.
1981
Otuzsekizli Gelinin Ağıtı
Wiy bao bao
Ölüler güneşi vurmuş
Güllerine Dersim’in.
Gel hele gel
Dizmişler katar katar
Alın çatlarında
Kan çelenkleri
Ana oğulla yatar
Kördüğüm bilekleri
Wiy bao bao
Evim ocağım viran
Bir ben kaldım
İki can
Soykalara kalsın
Halep şalların
Gel hele gel
Dünyam şivan
1981
Cıbo’ya Ağıt
Vay le Cıbo’m
le Cıbo’m
Hazır mezarın ölüsü
Şeytanı dokuz Cıbo’m.
Civan ömrün laklakla
İşsiz köpek gibi
Taşak yalamakla
Geçti Cıbo’m.
Otuziki dişinden çıkanı
Otuziki mahalleye yaydın Cıbo’m
İnandın caydın Cıbo’m.
En sonunda
Postuna sığmayanlar
Engerek ettiler seni
Pırlanta kaderime.
Seher pusu
Karanlığı saranda
Ayvanalr gülümseyip
Doruklüar ağaranda
İki ellerin kızıl kanda
Can teslim düştün Cıbo’m
Zaten gözümde benim
Çoktan ölmüştün Cıbo’m.
1981
Utancımsın
Sancımsın
Gülüm dikenim
Utancımsın
Afata gelesin inşallah
Ölüp ölüp dirilesin
Gün güneş görmeyesin
Güverip yeşermeyesin
Bir zamanlar ne idin
Tadım ile tuzum idin
Kınalı kuzum idin
Nasıl da kandırıldın
Kanlı karunlar safında
Ekmeğe umuda karşı
Namlulara sarıldın.
Nenni bebeğim nenni
Utancın yaktı beni
Neden ağlarsın söyle
“Şu dağlarda merdin mi var
Ceran ağlar kurdun mu var
Senin de ah benim gibi
Bir onulmaz derdin mi var.”
1981
Dip Not: Dizelerin bir çoğu halka aittir. En son dizenin aslı “Güzel yavrum derdin mi var” şeklindedir.
Kızım
Kızım
Çilardıç yürekli
Kınalı kızım.
Gözlerin umut incisi
Alnın kitabım idi
Fide dikendin
Kızım
Bal veren
Tohum eken
İpek dökendin
Kurt kuranı
Okudular başına
Düşleri altın oyalı
Önlüğü kanlı kızım
Gayri
Öfkem tavındadır
İki elim
On parmağım
Yakalarındadır
Yürü bilir
Yürü derim
Yürü kurtuluşum yürü
Umutlar sana bağlıdır
Çiçeklen dağları bürü
Allansın Erciyes, Ağrı, Engürü
1980
Diğer Ülkelerin İşçileri ve Halkları Üzerine Türküler
İcra
Yine rehindedir giysileri
Derinlik ustasının
Devrim volkanı başını
Yumruğuna dayamış
Açık alnı
Dahi gözleri
Görkemli sakalıyla
Ummana dalmış
Düşünüyor.
Yedi çocuğundan dördünü kaybeden
“Alımlı, sevgili ve biricik” kadın
Elleri koynunda
Yakınıyor acıyla
“Paramız olmadığı için
İcra memurları geldiler
Ve elimde kalan bir kaç şeyi
Yatakları giysileri
İpek örtüleri
Herşeyi
Hatta çocukların
En güzel oyuncaklarını bile
Onlar orada
Gözyaşları dökerken
Alıp götürdüler
İki saat içinde
Ne var ne yoksa
Onları da
Alacaklarını söyleyerek
Tehdit ettiler
Ve ben orada
Çıplak döşemenin üzerinde
Titreyen çocuklarım
Ve ağrıyan göğsümle
Kalakaldım.”
Dip Not: Tırnak içindeki büyük alıntı, Marks’ın eşi Jenny’nin 20 Mayıs 1850’de Weydemeyer’e yazdığı mektubunun bir parçasıdır.
Paris
Paris
Ey kozmopolit kerhaneyi
Aylak
Harami Paris’i
Yenen Paris.
“Savaşan
Çalışan
Düşünen”
Arı Paris
Ne afatmış
Gücün
Senin.
Devrim şokuna uğrattın
Eski dünyayı.
Hem nasıl
Ne felaket
Öfke nöbetine girdi
O sermaye mağrurları
Demir kömür
Ve dokuma kralları
Borsa hokkabazları
Aşifteler
Ortaçağ molozları.
Nefret çığlıkları yükseldi
Görülmemiş cinsinden
Altın, kan
Ve çamur rejimlerinden
“Kutsal şeylere
Saygısızlık ihbarları”
Katliam çağrıları
“Ayaktakımı sövgüleri”
Papaz ulumaları.
Paris
Ey Prusya’lı süngülerin çemberinde
Top bataryalarıyla
Mitralyözler
Ve petrol bombalarıyla
Ezilen Paris.
Bayrak gibi dalgalanıyor
Uzayın gönderinde
Müfrezelerin
Vuruyor ışık gibi
Şahmaranın tepesine
Ve çağlar ötesine
İlkelerin.
1980
Göklerin Fethine Çıkan Sınıfı Anıyoruz
Yine anıyoruz seni
Merhaba
Merhaba
Ey mülhit yumruk
Banknotun tahtını
Tuz-buz eden
Mahir yumruk
Merhaba.
Merhaba
Tahribatı yıkan
Sahrayı sözlükten süren
Amazonlar yaratan.
Yine anıyoruz seni
Merhaba
Merhaba
Sevgili sınıf.
Hasreti
Kanında filizlendiren
Sürekli ordu yerine
Silahlı halkı geçiren
Ücretleri eşitleyen
Ve “göze göz
Dişe diş” isteyen
Sınıf
Merhaba.
Ve ey ateş
Giyotini yakan ateş
Ve tabyaları
Ve tahkimatları
Ve barikatlarıyla birlikte
Sen sosyal devrimin şafağı
Şanlı KOMÜN
Merhaba.
Ve sizler
Her şeyi
İşçi görevlerine indirgeyenler
Kırtasiyeci
İğrenç bürokrasi
Arkasına saklanmadan
Ayan-beyan iş görenler
Ve istenildiğinde
Görevden alınabilenler
Halk denetimindeki hizmetliler
Şehitler
Gaziler
Tümünüze
Tümünüze
Merhaba.
Kabriniz şen
Gönlünüz rahat olsun
Şu şirret
Şerefsiz ruhsuz dünyada
Son söz henüz söylenmedi
Biliniz ki
Kendi çağımızı yaşıyoruz
O bayrak
Belediye dairesi üzerindeki
Yüce bayrak
Ellerimizdedir
Sıra bizdedir
Ekim 1980
Hint Okyanusunda Seyreden Özgürlük Celladı
Şehitler
Ey şehitler
En başta sizler
Afgan kmer
Eritre şehitleri
Onu görüyor musunuz
Çeliğinde kanınızla
Hint okyanusunda seyreden
Özgürlük celladını
O ki
Henüz
İşin başındadır
Batılı haydutlarla
Yağma yarışındadır
Bakın
İran’ı vurmak için
Irak’a silah veriyor
Ayetullahlara gizliden
Vurun sizinleyim diyor
Bakın
Gözleri Hürmüzdedir
Tanker yollarında
Kontrol kurmak
Hasmını susturmak için
Basrada
Kızıl Denizdedir.
Şehitler
Ey Şehitler
Onu biliyor musunuz
O ki
Nükleer havasıyla
Santaj sabotaj
Casusluk
Ve entrika tezgahlanan
Kumanda kamarasıyla
Felaket tüccarıdır.
Mest olur
Afgan gazına
Asma madenlerine
İlle Arap petrolüne
Hayat sahalarına
Ve şehitler
şehitler
Ey şehitler
Onu tanıyor musunuz
Ki O bayrak
Çekilmeyen
Lanetle asılan bayrak
Bizim bayrağımızdır.
Bakın
Orağı kör
Çekici paslıdır
Çatkın çehreli
Ve korkunç yaslıdır
Ruhu avaz avaz
Bağırıyor
Potemkini çağırıyor
Duyuyor musunuz
1980
Güney Afrikalı Madencinin Yemini
Yaz kobra dilim yaz
Sınıfımı renk renk bölen
Derimin
Ellerimin
Hünerimin düşmanı beyaz
Yaz.
Dallanmışım damar damar
Derinde
Sır izlerinde
Altın elmas
Bakır yivsetlerinde
Pişiyorum
Gövdem kızgın katran
Ağzım ateştir
Bulmuşum ustalarımı
Yetişiyorum.
Yaz salgın hastalığım yaz
Korkunç kitapsızlığım
Açlığım tutsaklığım beyaz
Madenci yeminidir yaz
İnanç aynasına
Beynime işliyorum
Dağlıyorum etime
Varlığım feda olsun
Orak oylumunda vuran kalbiyle
Kan ufkunda doğacak hasretime
1980
Tek Bir Bahçede
Tığ tığ oyalanmış
Gönüllere sevdanız
Sizi narin
Nazlı
Kürt gülleri
Ermeni...........
Çerkez............
......................
Yunan Orkideleri
Doruklarda
Doru şafak soluğu
Gamzenize vuranda
Çiğ çiğ
Işıl ışıl açılırsınız
Bahar-bayram olur
Evren.
Taşlarda
Halılarda
Dillerde
Şiirlerde
Mendillerde siz.
Ne “filiz kıran fırtınası”
Ne kök söken
Ne de zemheri zehri
Kör çakırdiken
Kıramaz dostluğunuzu
Daha bir kaynaşmaya
Tek bir bahçede olmaya
KAVLİNİZ
1980
Dofar
Dofarım yaşlıdır yavrum
Dağlarında çardakları
Acıyla çatlayan narı
Tütsü ağaçları yaslıdır
Ne güzel öterdi tüfekleri
Muson yağmurlarında
Ateşleri ne güzeldi
Şavkı körfeze vururdu
Dolunay gibi
İngilizler kudururdu
Demirle kanla boğdular yavrum
Demirle kanla
Dolar tiryakisi uşaklar
Tiranlar tiranı
Said Bin Timur Veledi Kabuslar
Sultanlar, krallar, şahlar.
Şimdi yavrum şimdi
Zincirlere vurulmuş
Katar katar
Kut Al-jalali’de gerillalar
Petrol arıları
Çobanlar.
Keçimizle başbaşaysak
Kulübesiz devesiz
Kireç çukurlarındaysak
Üzülme yavrum.
Dofarım uyanıyor
Dofarım uyanacak
Hem bu sefer
Tecrübesi çetindir
Ateşi kızıl yanacak.
1980
Büyük Yürüyüşe Mesaj
Sen
Ateşe ve demire hükmeden
Silezyalı dokumcının oğlu
Şehit hazirancının
Wilhelm Wolf’un oğlu
Sen
Azraile gülen
Büyük yürüyüş
Şahdamarımda duyuyorum
Nabzının vuruşunu
Adımlarından eminsin
Sancılı gecelerde
Patlayan bir volkan gibi
Görkemlisin.
Seni senin kadar tanıyorum inan
Bazan bakıp kendime
Utanıyorum.
Savaş nağrasıdır
Büyük ihanete karşı
Nağran.
Korkuyorlar
İğrenç aristokratına
Papaz ve kardinal
Tuzağına rağmen
Korkunç korkuyorlar
Senden.
Yüreğinde topluyorsun
Ülkenin tüm gücünü
Canevleri yareli
Kin-fitil
Çaresizler.
Takmıyorsun
Pranga-bent tehditleri
Dakik
Kararlı vuruyorsun.
Ver elini kardeşim
Ver de
Barut yanağı
Alnından öpeyim
Bir ben:
Anadolu
Bir Afganistan kartalları
Bir de Komboçyalılar
Dünya halkları
Yerine
1980
Bakır Başlı Şahmaran
Seni ah seni
Seni
Kanlı seccadelerin
Kara pelerinli
Ehrimeni
Seni
Deccalın
Lanet gölgesi
Yetim devrimi gasbeden
Petrol rantiyeri
Acem feodalitesi
Seni ah seni
Nasıl desem
Seni
Mavi lotüs çiçeğine
Gizlenen
Ekmeği ve hürriyeti
Çatal ateşiyle “yenen”
Bakır başlı şahmaran.
Bak
Ateş ve toprak
Demir ve su
Harlanmış
Çırılçıplak
Ayaktadır.
Bak
Kawa’nın türküsünü söylüyor
Yedi iklim, dört bucak
Mazdek, yalın silah
Babek döğüşüyor
Kanla koncalanıyor toprak.
En başta sen
Sen bak
Cellatların feriştahı
Tahtını payidar sanan
Yeşil cumhuriyetin şahı.
Bak
Görmeye başladı
Körler körü
Karıncanın demirdeki izini
Ve sağırların piri
Taşın nefesini
Dinlemeye başladı.
Gelişini bekliyor
Şimdi O’nun
Yetmişikibin mahlukat
Vuruşu görklü olanın
Gör nasıl olacak doğuşu
Avazı göğe ağacak
Ufuklar ağaracak.
Ehrimen: Eski İran Mitolojisine göre karanlık ve kötülük tanrısı.
Deccal: Kıyamet öncesinde ortaya çıkan uğursuz ve korkunç kötü yaratık.
Kawa, Babek, Mazdek: Yüzyıllar öncesinin büyük halk kahramanları.
Payidar: Sonsuzca dek kalıcı.
Şahmaran: Yılanların şahı.
Afgan Kini
Ne özgürlük sevdasıdır
Be hey obur
Ne de enternasyonalizm
Yağma pazarları
Köprübaşları
Ve petrol kokusudur
Seni mesteden
Tank uçak depremiyle
Yıktın izbelerimizi
Namlu hükmü altında
Yağmaladın
Meliklerin hanların
Hocatülislamların
Asırlar boyu emdiği
Alınterimizi
*
Davetsiz vizesiz gelip
Bağdaş kurdu hayatımıza
Nemrud ateşi napalmler
Tutuşan ekinler
Aç-alaç sürgünler
Yetimler.
Ama tarih tanıktır
Hindikuş dağları
Çağdalak yakutu
Dilruba sarinda nağmeleri
Salang Hayber
Mezar taşları
Şehit nişaneleri tanıktır
Ahdine sadık duran
Düşmanı kiniyle vuran
Cengaver bir halkız biz
Ne Keyhüsrev dinledik
Ne Dara
Ne İskender
Ne Cengiz
Ne de İngiliz
Pençe pençe yokettik cümlesini
Seni de yokedeceğiz.
Mayıs-1980
Afganistanlı Şehitlerin İnleyişi
Ah anamız Afganistan ah
Zincirlerine zincir vurulan
Gülü kanla koparılan
Kara bahtımız
Sevdamız
Gözyaşımız
Gönül tahtımız.
Hasretini çekiyoruz
N’olur söyle
Körüğün zorlanıyor mu
Demirin harlanıyor mu
Dağlarında
Dağlarında isyan ateşleri
Yanıyor mu?
1980...
Devamını okuyun...>>
ATEŞİN VE DEMİRİN DİLİNDEN (MUZAFFER ORUCOĞLU)
Author: typhoon_92 / Etiketler: ŞİİR KİTAPLARIBEZİK OYNAYAN KADINLAR ( EDİP CANSEVER )
Author: typhoon_92 / Etiketler: ŞİİR KİTAPLARI
İÇİNDEKİLER
BEZİK OYNAYAN KADINLAR
Manastırlı Hilmi Beye Birinci Mektup,
Manastırlı Hilmi Beye ikinci Mektup,
Manastırlı Hilmi Beye Üçüncü Mektup,
Cemal'in İç Konuşmaları /1,
Cemal'in İç Konuşmaları /II,
Cemal'in İç Konuşmaları /III,
Manastırlı Hilmi Beye Dördüncü Mektup,
Seniha'nın Günlüğünden /I,
Seniha'nın Günlüğünden /II,
Seniha'nın Günlüğünden /III,
Seniha'nın Günlüğünden /IV,
Seniha'nın Günlüğünden /V,
Seniha'nın Günlüğünden /VI,
Seniha'nın Günlüğünden /VII,
ESTER'İN SÖYLEDÎKLERÎ
Kendime,
İstek,
Kan Yargısı,
Göz Suyumda,
Akmayı Duydum,
O Bile,
Düşüş,
Duruş,
Doğuş,
Umuş,
İkilemler,
Özleyiş,
Saplantı,
Gidemeyiş,
Biliş,
Yeniliş,
Bitmeyen,
Düş,
Uyanış,
Bitiş,
BEZİK OYNAYAN KADINLAR
MANASTIRLI HİLMİ BEYE BİRİNCİ MEKTUP
İşte şu yağmurlar, işte şu balkon, işte ben
İşte şu begonya, işte yalnızlık
İşte su damlacıkları, alnımda, kollarımda
İşte yok oluşumdan doğan kent
Hiçbir yere taşınıyorum, kendime sızıyorum yalnız
Ben dediğim koskocaman bir oyuk
Koltuğun üstünde, aynadaki yansıda
Bir oyuk! sofada, mutfakta, yatağımda
Yaşamayı tersinden kolluyorum sanki
Yetişip öne geçiyorum sık sık. Sözgelimi
Bir iki saatte bitiveriyor bir mevsim
İyi
Bugün pazartesi mi? kapının, pencerenin durumu
Salıyı gösteriyor.
Salondaki büyük saati sattım
Saatin ölçebileceği
Herhangi bir zaman parçası yok
Gittiği yeri bilmeyen böcekler gibiyim
Bir oyuğa, oyulmuş bir yaşama
Ne gereği var ki saatin
Balkona çıkıyorum sürekli
Yollar yollar yollar katediyorum sanki böylece
Bir semtin ilk rengini alıyorum
Örneğin Ümraniye'de bir çay bahçesindeyim
Bazan
Anılardan anılara bir yol
Ve
Anılardan anılara sallanan bahçe
Hangi yaprağı koparsam son anı avucumda kalıyor
İyi.
Yeniköy'de bir kahve içer miyiz, dedim bu sabah
Bu sabah bu sabah
Oralı olmadı kimse —pazartesi miydi—
Oyuğumdan çıkmıştım tam, begonyamsa güller içinde
Nasıl?
Güllerse güller içinde yani
Ve balkon demirinde bir martı. Dedim ki
Deniz şuralarda bir yerde olmalı
Çıt yok evin içinde
Deniz şuralarda bir yerde olmalı
Çıt yok
Sanki dünyadaki bütün çay ocakları kapalı
Ve göklerden tepelere inen bir sokak
Ya da bir akarsuyum ben
Denizse
Şuralarda..
Yok önemi bir iki gün kaldı —martı—
Balkonda
Deniz de öldü sonra, martı da
İyi iyi.
Suyu tutmak gibi bir şeydi hepsi
Günler —seni anımsadığım zaman—
Birden Kurtuluş'tan Taksim'e giden bir tramvay görüntüsü
Mavi bir elektirik çakımı tellerde
Sanki kar yağıyor da sürekli, Tepebaşı'ndayız
Karlar gıcırdıyor ayaklarının altında
Besbelli Gümüşsuyu'ndayız, Rus lokantasındayız
—Ne tuhaf, biz her zaman her yerdeyiz ikimiz—
Şarap içmişiz, üşüyoruz
Dışarda dünya silinmiş
İkimiz ikimiz ikimiz
Böyle birkaç defa ikimiz
Sonra ki bir fotoğrafa dönüşüyor her şey
Nasılsa
Sarı emmiş, mordan çekinmiş, kahverengi bir fotoğrafa
Sahi, kalınca bir şeyler giyinmeliyim ben
Üşümüyorum da
Bende herkes var, diyen bir kızın titrek
Sesleri dökülüyor kucağıma
Dudaklarım kan mavisi bugün.
Biz burda iyiyiz, biz burda çok iyiyiz
Biz burda kırk yaşındayız hepimiz
Dördümüz bir kişiyiz de ondan
İçimizden biri uyuyor olsa, falan filan
Onu bekliyoruz bir kişi olmak için
Evet evet, yanılmıyorum ben
Bir iki kişi kaldığımız zaman yanılabilirim
Doğrusu ya
Yanılmak her şeyi yeniden görmek gibi bir şey oluyor
Duvardaki vitray, begonya
Begonya, vitray
Kurtuluşla Asmalmıescit birbirine geçiyor
Bir tramvayın durmasıyla durmaması arasındaki ayrım
Karanfil kokuyorsa biraz
Yeni koparılmış bir demet karanfilim ben
Saçlarını soğuk ve uzun.
Ne diyordum? yağmurlar, evet
Üşümüyorum ürperiyorum sadece
Biçimini zorlayan bir kedi gibi
Dur biraz
Kapı çalındı, hayır, telefon
Telefon kapı telefon
İkisi birden mi yoksa
Yoksa
Ne telefon ne kapı
Bir şimşek sesi hiç olmazsa
O da değil
Ses filan duymadım ki ben
Yuvarlandıkça büyüyen
Bir kartopunun yumuşak sesi mi? belki
İki sesi taşıyan bir ses
Neden olmasın
Biraz önceki gibi
Üstümden biri kalkmıştı —yok canını—
Öyle değil, bir gölgeydi hepsi hepsi
Yer değiştiren gezgin bir gölge
Bahçedeki ceviz ağacından
İçeri sürüklenen.
MANASTIRLI HİLMİ BEYE İKİNCİ MEKTUP
Susmanın su kenarındayız bugün
Ne kadar sevgiyle konuşsak —konuşuyoruz da—
Korkuyoruz gözgöze gelince Hilmi Bey
Korkuyoruz
Sanki gözler rakiptir de birbirine —öyle değil mi—
Ve bir yokuştan iner gibi oluyoruz
Bir yokuştan bir yokuşa sürekli
— Nereye?
— Bilmem ki
Ellerimizde alkol sesleri, saçlarımızda
Alkol sesleri
Dağlarımızda, içdenizlerimizde
Ve günler günlerin içinde öyle yavaş ki
Yerine saplanıyor bir sürahi
Pencereler şaşkın
Perdeler bir uzak yol kadar uzun
Ve balkon
Kendi dudaklarında şimdi
Donmuş bir tavus kuşu
Bir tavus kuşu yontusu belki
Ne tuhaf
Demin de aşağıdan bir bando geçti
Sormak isterdim sana
Bir bando şefinin hüznü nedir Hilmi Bey
Bir bando şefinin uykusu
Nasıl bir uykudur ki Hilmi Bey
Ne kötü
Elimde bir çiçekle yaz geçti.
Ve bugün
Çepçevre oturduk masanın başına gene
Bezik oynadık Hilmi Bey —her gün oynuyoruz ya—
Giysisiz, sadece kombinezonlarımızla —öyle işte—
Oda çok sıcaktı —lal renkli çini soba—
Seniha korse takıyor, yahudi matmazel
Nerdeyse çıplaktı —terliyor terliyor terliyor—
Ve Cemal bir köşeden bize bakıyordu
Bakmıyor gibi bakıyordu
Durmuyor gibi duruyordu da
Benim anlamadığım işte bu
Dün dudağını kesti çarşıda
Kırmızı bir balıkla oynuyordu
Öptü bir ara balığı —neden—
Öperken dudağını kesti
Balık da kırmızıydı, kan da
Ve balık yüzerekten geçti —gördüm iyice—
Dudaklarından
Durdu Cemal gibi biraz ötede
Durmuyor gibi durdu
Ağlamadı, hiçbir şey söylemedi
Bu çocuk anlaşılmayanın ta kendisi
Yalnızca sordu, bu yüzden sana soruyorum ben de
Melekler dişi midir Hilmi Bey
Dişidir diye tutturdu
Yani ben..
Öyleyse neyim
Elimde bir yapma çiçekle.
Adım Cemile ya, çok seviyorum adımı ben
Çocukluğudur insanın adı
Cemal şimdilik Cemal'dir —evet, öyledir—
Benimkisi bir anımsama —Cemile—
Cemal - Cemile: yeni fışkırmış bir marulun sesi
Ezilmiş iki vişne
Ve akşam
Akşam ki sallanacak hamağını buldu
Buluyor
Sular menekşelendi Hilmi Bey
Karpuz lambanın altında
Yorgunum biraz —bütün gün içtim—
Hepimiz içtik
Cemal odasından çıkmadı hiç
Tangolar çaldık üstüste
Eski tangolar —bin dokuz yüz on beşlerde ne vardı
Ben pencereden bakarken
Kimseler ölmemişti
Ölüm diye bir şey yoktu ki Hilmi Bey
Var mıydı?—
Yüzümden bir şeyler aktı aktı
İçim de menekşelendi Hilmi Bey
Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk
Hiçbir yere gitmiyor.
Nedense odasına kapandıkça Cemal
Soyundukça soyunuyor yahudi matmazel
Hırslı bir dişi gibi
Ester, diyorum, Ester
Gülümsüyor hafifçe
Bir başka gülümsemeyi karşılar gibi
Öpüşürken gördün mü sen iki öpüşmeyi
Hilmi Bey
Tam öyle
Hızla giyiniyor sonra, dışarı çıkıyor
Üç kişi kalıyoruz birden
Yeni ısırılmış bir elma gibi kalıyoruz
Parlıyor yeşil tarafımız kendi aydınlığında
İçimde bir soğukluk
Dışımda bir begonya.
Karanlık iyice dışarısı
Rakımızı bitirdik —üçümüz—
Cemal odasından çıkmıyor
Birazdan Ester de gelecek
Koltuğa çökecek, bir sigara yakacak
Gene bir haç gibi olacağız dördümüz
Bir evin içinde kocaman bir haç
Kutsal değil, kirli
Coşkulu değil, kırık dökük
Sevinçle çekeceğiz onu kendimize.
MANASTIRLI HİLMİ BEYE ÜÇÜNCÜ MEKTUP
Yaşamaya yerleşiyor Seniha
Kendi yaşamına
—Güvercinsiz bir avlu mu? olabilir
Sırları dökülmüş bir ayna?—
Oysa çok geçti
Yıllar yıllar yıllar
Her geçen yıl elinde sanki
Yıprak, filizi yıllar
'Şey' sözcüğü gibi bağıntısız
Ağaççileği gibi durduğu yerde bir ezinti
Piyano tuşları —tek tek bakıldığında—
Çarçabuk bir göz atıldığında aynntısız —beyaz—
Yıllar
Seniha
Gözlerinin altı uzun menekşe.
Dün korkuttu beni —bazan oluyor—
Kocası İzmir'de yaşıyor, Karşıyaka'da
Sahici bir ayrılığın dikişini dikiyor Seniha
Mavi mavi
Usul usul yani
Kocası —ben sevmedim hiçbir zaman—
İkizini bulmuş diyorlar. Seniha aldırmıyor pek ,
Aldırmıyor da
Pudralar, kremler tiksindiriyor onu
Bu yüzden Bohemya kaseyi kırdı dün sabah
Saçlarını kesecek oldu
Sonra da sustu sustu sustu
Akşama dek
Hüzünler acılaşıyor Hilmi Bey
Geceler katı ve parlak
— Ansızın yere düşen
Laciverdi bir kestane sesi—
Acılar da acılaşıyor gittikçe
Sanki
Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi
Ödünç alıyorum seni bazen
Çoğu kez geceleri
Niye almayayım —kaç güz geçti—
Islak kaputun gibi kokardı güzler
Seni sevdiğimi unutmuşum Hilmi Bey
Seni de unutmak istiyorum artık
Unutmak! ama nasıl
Sözgelimi çok hızlı oynuyorum beziği
İçkiyi çabuk çabuk içiyorum
Her şey bir hıza dönüşüyor —çoğu zaman-
Odamı giyiniyorum
Odamı soyunuyorum
Yerlerini değiştiriyorum eşyaların
Dışarı çıksam, bir tramvaya binsem
Bir durak ötede hemen iniyorum
Boynumdaki annemden kalma kolye
—Pembe bir buğu, uçup gidiyor—
Bazan koparıyorum, yeniden diziyorum
Gökyüzünde kalın sırça ben
Dünyaya tutuyorum kendimi, bakılıyorum
Nedense hep böyle sanıyorum
'Nerdesin, akşam oldu'
Biraz anımsıyorum
Sen bahçe kapısından girerken
Bir kendim gibi caddelerdeyim
Zamanın minesi soldu Hilmi Bey
Demeye getiriyorum.
Geçenlerde Nisuaz'a gittim
Cemal'e birlikte
Hasır koltuklara oturduk
Dışarda kar serpeliyordu, iki elma, külde pişirilmiş
Giderek küçülüyordu —gözleri Cemal'in—
Kahveyle konyak içtim
Cemal tarçın içti, konuştu biraz
Herkes bana bakıyor, herkes bana bakıyor, herkes
Bana bakıyor —bana öyle geliyor—
Bacaklarım —işte!— güzeldir çok
Aralık kapıdan kış kokusu doldu içeriye
Ürperdim —işte!— omuzlarım da güzeldir
Ama ben
Kaçarak yaklaşıyorum her görünmeye
Uzaktan uzağa gözgözeyim
Uzaktan uzağa öpüşüyorum
Uzaklarda biriyle sevişiyorum
Erkeğe benzer yalnız bir dişiyim ben
Evet evet öyleyim
Hiç değilse öyle olmalıyım
Her neyse..
Az sonra Muhassen geldi —tanımazsın-
Kurtuluş'ta, aynı caddede oturuyoruz
Sevişmenin gölgesi gibidir yalnızken
Düşünmenin dişisi
Evini işletiyor —bana ne bundan—
Konyak içiyor o da
Sonra bir konyak daha
Kıpkırmızı gülüyor —gülsün, iyi—
Bütün gövdesiyle gülüyor
Bende gülüyorum
Vitrinlerdeki kesme bardaklar
Şarap şişeleri, bir gemi resmi
Gülüyor durmadan hepsi
Karşıda bir ev, kırk odalı sanki
Her odada bir boy aynası
Her boy aynasında
Beyoğlu'nun bir parçası
Durmaksızın gülüyor
Yağan kar hemen eriyor yere düşer düşmez
Gülmüyor, gülümsüyor
Makyajını tazeliyor Muhassen
Kalkıp gidiyor
Acının kış ayları, diyor birdenbire Cemal
İçine çekilip de soğuktan
Oyuncağını orda bulamayan
Bir çocuk gibi
—Evet, hiç çocuk olmadı Cemal
Olmayacak da—
Kalkacağız birazdan
Acının kış ayları
Ne yapsam belirsizim.
Eve dönüyoruz —soldu minesi zamanın—
Bugün de bir şey yaptık
Tam kapıdan gireceğiz
Uzakta bir laterna sesi
Bir kadın ağlaması
Pencereden sarkıtılmış bir sepet
Sepette bir karnıbahar patlaması
Sarı elmalar
İçeri giriyoruz
Bu kapı hiç değişmez mi, diyor Cemal
Bu kapı
Ve her şey.
CEMAL'İN İÇ KONUŞMALARI /I
Bir şeyler çiziyorum buğulu cama —ben—
Cemal'in ıslak sesi
Kayıp gidiyor buğulu camda
—Bir sabah yağmurunun en küçük tanımıysa
Şu benim sesim—
Çizip çizip siliyorum sesimi
Birden odayla dışarısı birleşiyor
Ve birleşir birleşmez
Çıkarıp cebinden büyük aynasını gök
Bir istasyonda yolcularını bekleyen
İnsanlar gibi hafifçe gülümsüyor
Bana
Elimi sallıyorum içimden
Buruk içimden
Belli belirsiz.
Yaşlı bir çocuğum ben, çocukların en yaşlısı
Ağzımda sakız tatlısının hiç eksilmeyen tadı
Sevilince kendimi tadıyorum bir de
Kendime dönüşüyorum
—Ah içimin derin rengi
Yoğun kokusu—
Biraz önceydi
Yalova'da bir oteldeyiz
Çok büyük bir oteldeyiz —hepimiz—
Çiçekler var —çok büyük— ağaçlar gibi
Kırmızılar uzun, uçsuz bucaksız
Sonra bir vapurun bayrağı
Görmüştüm
Annemin yakut yüzüğü
Görmüştüm
Ben herkesin oğluydum o zamanlar
Kalabalıktık.
Elimi buğulu camdan çektim
Saçlarım doldu yüzüme
Saçlarım neden böyle uzun —kimbilir—
Sevmiyorum hiç
Yalnız yapıyor beni
Hem niye
Herkesin özlemi benim özlemim değil ki
Az konuşuyorum bu yüzden
Tenhalarda duruyorum
Sanki yaşamım benim
Önce bir susuzluk vakti
—Suyu musluktan içiyorum sık sık
Kimseye göstermeden
Böylece
Hiç mi hiç bitmiyor içmem—
Nisanın ıslak sesi
—Kocaman bir gül haziran—
Gelip gelip vuruyor
Uzaktan bakıyorum
Kış aylarına bakar gibi
Kirli
Çift kollu bir lambaya benziyorlar
Seniha teyzemle annem
Bezik oynuyorlar gene
Masada rakı sürahisi —dilim dilim ve renkli—
Tabakta solgun meyvalar
—Sanki kimse birbirine bir şey demedi—
Ve
Suyu çekilmiş portakallar portakallar
—Ne? ne zaman? şimdi unuttum
Büyükannemin ölüm saati—
Ester vazoya çiçekler yerleştiriyor
Pembe sesiyle
—Baharı yerleştiren bir tanrının elleri—
Kokusunu duyuyorum uzaktan
Hayır, kokusunu düşünüyorum
Benim olmayan kokular..
İnsan kendi kokusunu bilir mi
Bilmem
Bilemez
Ama annem Ester'in
Ester'se annemin kokusunu biliyordur
Sanırım bazı kokular da duyulmaz, görülür
Ben gördüm
İşte şu karşıki bahçenin kokusu
Toprakla güneş karışımı bir koku
Ben gördüm
Büyükannemin ölüm kokusu
Gördüm ben
Sonra annemi bir kokuda gördüm iyice
Seniha teyzemi de
Çok ağır bir kokudan gelmiş oluyor teyzem
Muhassen'den döndüğü zaman
O evden
İşaret parmağına benziyor bazı kokular
Gösteriyor gösteriyor gösteriyor
Demin yanından geçtim
Bugün başka türlü kokuyor Ester
Dudağımı kanatan balık gibi değil
Baharda kar yağar mı, öyle kokuyor
Kapısını ilk kez açıp da
İçeri giriliveren
Yeni bir ev gibi kokuyor
Bin türlü kokuyor bugün Ester.
(Çok geniş bir çayırda yürüyorum yürüyorum
Ezilen otlar gibiyim
Ezilen otlar gibiyim ayaklarımın altında
Kendi ayaklarımın
Nedense
Bu böyle hoşuma gidiyor.)
CEMALİN İÇ KONUŞMALARI /II
Odamın penceresi yok —daha iyi—
Kendime bakıyorum ben de
Kendimden sarkmış kollarıma
Kendimden damıtılmış gözlerime
—Bakmıyorum, duyuyorum onları sadece—
Böylesi iyi, çok iyi
Kapıyı kilitledin —kapımı—
Salonda gürültüler, ut sesleri
Muhibbe gelmiş olacak Burgaz'dan
Birkaç kere gördüm
Şişmandı çok, beyazdı
Saçları mavi gibiydi —öyleydi—
Maviler saçları gibiydi
Açık denizlere benzerdi
Ve yüzü
İbrişimlerle dolu
Gizemli bir dikiş kutusuydu sanki
Geçen yaz denize girdiğim günler..
Anımsıyorum
Ne vardı ortalıkta maviden başka
Sadece bir martı —o da maviyle beslenen—
Gördün mü demiştim kendi kendime
Mavilik de çocukluk gibi
Unutulmayacak hiç.
Evet, Muhibbe
Parası bitince gelir bize
Bir iki gün kalır gider
Sabahtan akşama ut sesleri
Rakı sofraları
Yüzünde, göğsünde, ellerinde
Dışa kaymış ibrişimler
Ek: bir fayton sesinin sessizliği de
Ölümü anımsatan bana
Ölmüştü —büyükannemdi—
Ölü yıkayıcılarını görmüştüm ilk defa
Dudakları yemyeşil biri
—Karıştırıyor muyum yoksa
Bir sirk afişindeki adamla—
Seslenmişti, anımsıyorum
Hiç değilse pedikürlerini silin!
Sonbahardı.
Odamın penceresi yok —iyi ki yok—
Konuşuyorum kendimle
Cemal! herhangi bir mevsim anımsar mısın
Yaz aylarının dışına kaymış
Biraz
İçinde sevgilerin soluk aldığı
Anımsar mısın
Ve yazlar yuvarlak mıdır Cemal
Oval mıdır
Çizgi çizgi midir yoksa
Herkes bir yerlere gider
Bir yerlerden gelir de ondan mı
Gelinciklerle tuzlu suyun sevişmesi miydi
Ne dedin
Sen öyle bir yere gittin de ondan
Geçen yaz
Sürdün dudaklarına gelincikleri, sürdün sürdün
İri bir ruj lekesine benzetinceye kadar
Sonra da öptün kendini, öptün öptün
Orası neresiydi, unuttun şimdi
Adsızlığa çok yakışan bir yerdi.
Akşamüstlerinin bir çıtırdısı vardı Cemal
Var mıydı
Belli belirsiz —anımsar mısın—
Bir atlıkarınca gibi dönüyordu deniz
Gündoğusundan günbatımına
Aynaya baktındı durup dururken
Oteldeki büyük aynaya
Gözbebeklerin kırmızıydı —bir an—
Dönüyorlardı boyuna
Çıkarıp attındı onları
Denize attındı, anımsa
Bir çift balık olup geri döndüler
Ruhundaki külleri yaktılardı.
Ut sesleri kesildi, iyi
Uzaklarda bir fıstık çamı yarıldı ortasından
Bir kuş ölüsü düştü —sanki—
Bölündü sesler de
Bir faytonun sessizliği de bölündü
Dudaklarını açtın kapadın
Çekilmiş ağlardaki balıklar gibi
Birden gelinciklerle doldu dünyan.
İnsan iki kişi olmalı, değil mi
En azından iki kişi
Sen yalnızsın
Yalnızlığın her zamanki ikindisi.
(Yürüyorum yürüyorum otlarımın üstünde
Ezile ezile ben
Bir şeyi ilk defa duymanın belirsizliğim
Yavaşça ataraktan üstümden.)
CEMALİN İÇ KONUŞMALARI /III
Ben mi konuşuyorum —Cemal mi—
Tanrının taşları mı konuşan
Birbirine geçmiş sımsıkı
Yollar boyunca uzayan uzayan.
Kurtuluş'tan çok uzaklardayım
Birbirimizden çok uzaklardayız
Çok yakınız birbirimize —tekdüze günler-
Ester parmaklarını geçirmiş kalbine
Yeşim taşlı iğnesini yoklar gibi
—Sıkıştırılmış bir sandviç sesi—
Sürekli anneme bakıyor
Annemse bir elinde rakı kadehi
Ötekinde kâğıtlar
Oyun kâğıtları
Teyzeme bakıyor sürekli
Teyzemse yaratılmakta olan bir anıya benziyor
Bakışları anlamsız
Gölgeli
Kendine bakıyor olmalı
Ne tuhaf, herkes bir yerlere bakıyor
Hiç kımıldamadan
Bir ışık parçası düşüyor annemin yüzüne
Arada kovmak için elini sallıyor yalnız
—Dalgınlık, başka değil—
Neyi bitiriyoruz, neyi başlatıyoruz
Neyi bekliyoruz, bilmem ki
Kapı mı çalınıyor ne —gidip açıyorum—
Kimse yok
Peki
Nasıl karşılanır yok olan bir şey
Karşılıyorum
Birlikte salona geçiyoruz.
Oturuyoruz karşı karşıya
Yok olan şeyle ikimiz
Sarı koltuğa çöküyor o —her şey sarı zaten—
Ben kahverengi koltuğa oturuyorum —her şey kahverengi—
Kimse görmüyor bizi
Göremezler ki
Uçup uçup konuyoruz yerlerimize
Bir konfeti demetinden kopmuş gibi
Düşlerimizden .saçılmış gibi
İyi eğleniyoruz yok olan şeyle ikimiz
Sigarasını yakıyor o
İyi, yaksın
Bardağına cin koyuyorum
Ağır ağır içiyor
Her şeyin tersini taşıyor yüzü —sanki—
Ve taşırıyor
—Bir şair de olabilir, bir ermiş de—
Yürüyor pencereye doğru
Geri dönüyor
Birden
Çaydanlıktan ayaklarıma dökülen
Kaynar suyun acısını geri getiriyorum
Ve öperken dudağımı kanatan balığı
Ve hemen unutuyorum
Ben unutur unutmaz
Gümüşle altın karışımı bir tramvay geçiyor caddeden
Pırlanta kolyeler açıyor ağaçlarda
Şehrayinler dönüyor katlarında beynimin
Işıklar ışıklar içinde atlıkarıncalar
Anlıyorum
Gezintiye çıkmış mutluluk o
O, yok olan şey
Büyüyünce bulacak
Büyüyünce sevecek beni
Yeniden çalınıyor kapının zili
Açıyorum
Sık sık çalıyor
Açıyorum açıyorum
Bembeyaz bir alan oluyor mutluluk
Bembeyaz bir kalabalık
Gittikçe uzaklaşıyor annemle teyzem
İki tek nokta gibi
Kalıncaya dek.
Bağırıyorum bağırıyorum
Beyaz çimenler, beyaz çimenler!
Yok oluyor düş
Yok oluyor sanrı.
İkaros'um ben
Kimse artık beni görmüyor.
MANASTIRLI HİLMİ BEYE DÖRDÜNCÜ MEKTUP
Yıllar geçmedi, yıllar eskidi
Dokunduğum yerde kalıyorum
Yaşlı bir kelebek gibi.
Yeni bir renk buldum bugün, suyun atkısı rengi
Oyuğumdan çıktım
Çıkmamı duydum
Bir süre yürüdüm yürüdüm
Hiç kimsenin ağzını dayayıp da
Suyunu içmediği bir çeşme gibi durdum
Durdum ki
Önce bir elektrik mavisi çöktü içime
Sanki bir suya anlatıldım da bilinemedim
Ben
Benzersiz bir geyiği okşar gibi
Sevgisizliği okşayıp geçtim
Yol boyunca insanların
Uzak yakınlığını
Okşayıp geçtim
Sinema girişlerindeki fotoğraflara baktım —bir süre—
Çürük elma kokulu bir sokağa girdim
Küçük bir alana çıktım
Cemal'i okuldan aldım
Sonra..
Kestiydim saçlarını çoktan
Gözleri bir çift medüza şimdi
Cemal'in
Kurtuluş'ta unutulmuş bir bahçe için
Bahane Cemal
Kollan iğreti, kısa
Kır yollan gibi tekdüze bir anlatım yürüyüşünde
Anlamsız
Ve yanyana gelince beton yapılarla
Hep aynı soğuk ve yapışkan hüzün
Yedeğine alıyor ikisini de
Oysa pencerelerden sarkan ışıklar bile
Herbiri başka başka
Acılar başka başka
Her günkü sözler, her günkü konuşmalar
Aynı plaklarda aynı şarkılar
Tutmuyor hiç birbirini
Ve
Mutluluk
Bir kibrit çöpü ne kadarcık yanarsa.
Eski bir lokantadayız Hilmi Bey
Beyoğlu'nda, arka sokaklarda
Karşıdaki vitrinde
Yeni cilalanmış bir tabut
Bu garip gün sonundan sanki
Pespembe üç haç eklenmiş ağzına
Cemal'in
Sadece pasta yiyor şimdilik
Duvardaki denizkızına bakıyor ara sıra
Bir düğmesi kopuk ceketinin
Tırnakları tertemiz
Gömleği buruşuk —biraz—
Bazı belirtiler bazı belirtilerle buluşunca
Sözleşiyor kafasında insanın:
Bu çocuk beni hiç sevmedi
Sevmeyecek.
Kim kimi sevdi? kim kimle yaşıyor ki?
Bezik oynuyoruz, rakı içiyoruz
Ve konuşmuyoruz gerekmedikçe
Arada mektup yazıyorum sana
Ah, olmayan sana. Hiç olmadın ki
Bunu kendime, Cemile'ye söylüyoruz.
Bitti yalnızlıklar, bir büyük yalnızlık var artık
İki kaktüs gibiyiz Cemalle ben
Kendi çöllerimizden koparılmış.
SENİHA'NIN GÜNLÜĞÜNDEN /I
Gözlerimden uçtum —bırakıp eski gövdemi—
Aynanın önünde durdum
—Kenarları saydam yapraklı aynanın—
Omuzları açık giysimi giydim —siyah—
Topaz kolyemi taktım
Göğsümün ortasına bir gül yerleştirdim
Acı, apacı bir gül
Dışarı çıktım
Muhassen'e uğradım —çağırdı demin—
Firuze ve turuncu deniz kabuğu alaşımı Muhassen'e
Yedi lamba, yedi güvercin saçlarında
Ve eşyalarında bir başkalık: 'çabuk-güzel'
Her şey 'acele-sıcak', 'acele-yerli yerinde'
Her şey, ama her şey
Bir düğün öncesi gibi
Uzun bir deniz yolculuğu sonrası
Bir yerden bir yere taşınma
Yitirilmiş duygulara bir göz atma yaklaşımı belki
Rüyamda da görmüştüm dün gece
Yedi gelin, yedi güveyi
Serpantinler, konfetiler içinde
Ağzımda bir sakız çiğneme kımıltısı
Şuramda duymadığım bir duyma
Bir elimi kalçama koyuyorum
Kimim ben?
Seniha!
Çağırmadım ki 'kendimi
Sordum, o kadar
Ben kendimi kendime sunuyorum, o kadar
Bu işe çok uygunum, o kadar
Toprağına karışmış bir çiftçi gibi
Bir gün: yüzü olmayan bir erkek
Bir gün: yanmış süt kokulu bir oğlan
Gözkapaklarımı indiriyorum
Lacivert bir jaluziyi indirir gibi
Kendimi kendime sunuyorum —ben Seniha—
Bunu hep böyle yapıyorum.
Bugün de böyle yaptım
Önce bir sigara yaktım, usul usul giyindim
Bluzumdaki bir iki kırışığı çektim düzelttim
Perdeleri açtım
Pencereyi de açtım —açık bıraktım—
Merdivenleri indim —çok yavaş indim—
Kimseye rastlamadım
Dışarı çıktım: işte ilkbahar!
Yürüdüm yürüdüm
Ben ki herkesin bilmediği
Birtakım şeyler yapan biriydim
Böylece çok göründüm
Nedense öyle sandım
Yüzler silindi, olmayan yüzler
Sis, duman, pus gibi yüzler
İnce bir çubukla sigarasını içen Muhassen
Yitti, yitiverdi hepsi
Fırlattım göğsümdeki gülü havaya
Pembe pembe bakındı boşluk
Selamladı beni
Hayır, mutsuzum.
Evet mutluyum
Bir mutluluk yokmu her çelişkide
—Var! Varsa niçin? —
Yedi lamba bir arada
Bir arada yedi güvercin
Muhassen
Bir anlamda ‘çabuk-güzel’
Bir bakıma ‘çabuk-çirkin’
Anlıyorum
Ben sadece armesıyım o katedralin
Dünya ise çalmaya hazır
Koskocaman bir org gibidir
Ama çalmadan
Katedralin avlusuna düşüp
Düşüp de parçalanan
Bir org gibi..
—Sevişmek!
Kimse kimsenin olmasın—
Ah bu nisan yağmurları
Hüznünü kaybetmiş çocuklar gibi şaşkın
Yağıp bitiyor
Bitsin
Çok tenha bir kahvedeyim
—Ah, aşkların çocuk bahçesi
Neden ömrün çok kısa—
Neden buruk bir özlemdir anılar
Ve özlem olarak kalacaktır da
Hayır!
Seniha!
Evet, çağırıyorum seni
Şimdiye ve sonraya
Bir başka yanıt:
Yok o da.
Sadece bir özlemim ben.
SENİHA'NIN GÜNLÜĞÜNDEN /II
Bir ruh mu bu kadın —Cemile—
Nereye değdirsem ellerimi
Masaya, perdeye, konsola
Onunkine değmiş oluyor biraz
İnatla çekiyorum. Ellerimi çoğu kez
Gizlemem bundan.
Tren istasyonlarına gidiyor —nedense—
Bir başına oturuyor parklarda
—Cemalle bazan—
En çok da akşamüstleri
Bilmem ki bu gizemli saatlerde ne buluyor
Dolaştığı yerleri mi süslüyor
Doğayla, kentle süsleniyor mu yoksa
Birini mi bekliyor —kimbilir—
Kendiyle değil, sadece duruşuyla
—Vakitsiz çiçek açmış bir nar ağacı
Bulanık günün içinde—
Ve ağır ağır, bir ibre gibi
Tam kendine dönüyor ki
Eve koşuyor acele
Odasına kapanıyor
Yazıyor yazıyor yazıyor
Kitliyor çekmecesine yazdıklarını
Telaşla çıkıyor odasından
Cemile, diyorum, derdemez
Yüzüme bakmadan rakısını dolduruyor
Ester'se bir ucunda salonun
Bakıyor bakıyor bakıyor bize
Cemile'ye
O kadar bakıyor,ki
Sanki yazdıklarını okuyor
Saat on yedilerde böyle oluyor.
Masa ortüsündeki kırmızı lekeyi
Yıllardır silemedim
—Şarap lekesi? belki
Değişti rengi artık—
Anımsıyorum
Kimin vurduğunu o tavşanı
Bembeyaz bir kayanın dibinde
Ve bembeyaz bulutlar vardı gökte
(Ölen her canlının son sesi
Bir yaşam dolusu sesten
Daha çok akılda kalıyor)
İşte bu onun sesi
Elinde bir tüfek, utkuyla bağırıyor
İzmir'de, Karşıyaka'da
Saat on yedilerde
Olursa bir de böyle oluyor.
Fransız okulunda bir öğle sonrası
Bütün yüzlerde bir öğle sonrası
Şiirler okuyorum Rimbaud'dan
«Bir akşam kucağıma oturttum güzelliği
Acı buldum onu, sövüp saydım.»
Anımsayamıyorum gerisini
—Kaç yıl mı geçti?—
Elimi tutmuştu o oğlan
Gözleri griyle karışık mavi
Yüzünde güneşle parlayan çiller
—Kaç yıl mı geçti?—
Gelip çatlıydı o düğün günü
Pera-Palas'ta bir akşam
Akşamın en ince köşeleri
Kimler yoktu ki —o zamanlar çok kalabalıktık—
Bir fotoğrafta tam on yedi kişi
Fotoğraflar..
(Yaslamış bir ağaca omuzunu
Ben
Birlikte bir gülü tutuyoruz
Onunla ben
Bir vapur güvertesinde, denize bakıyor
Ben
Bir otel kapısındayım, izmir'de
Ben.)
Zamanlar geçtikçe neden
Mutluluk mahzunluk oluyor fotoğraflarda
Acaba
Keder mi, acı mı, hüzün mü dünyanın rengi
Mahzunluk mu yoksa yaşam
Ve doğruyu söyleyen yalnız
O mu, Rilke mi
Ölümünü içinde taşıyan.
Aşk mı yok ettiydi kocamı
—Ah, aşkların çocuk bahçesi
Neden ömrün çok kısa—
Oysa
Başlamak ne kadar güçtür, ne kadar incelikli
Sürdürmek, sadece sürdürmek
Öylesine kolay:
Hiçbir şey olmamış gibi
Kalp atışları, saat zembereği
Yıllar yıllar yıllar
Çözülmemiş bir bıkıntıyla birlikte
Kalıcı bir gülümseme yapıp da sevgisizliği..
Ek: bugün pazartesi, belki de pazartesi.
SENİHA'NIN GÜNLÜĞÜNDEN /III
'Evler'den birindeyim, dışarda kar yağıyor
Üstüme kar yağıyor. Kalbimin
Atışlarında eriyor kar
Üşümüyorum, üşümek elimde değil
Hiçbir şey elimde değil
Sevmek istiyorum, sevemiyorum
Çarpıyor birbirine kalbimin kapıları
Gülmek istiyorum, gülemiyorum
Öne geçiyor acılarımın çizgileri
Vermek istiyorum, veremiyorum
Geri çekiyor beni tenimin güçlü dokusu
Konuşmak istiyorum, konuşamıyorum
Kapanıyor büsbütün dudaklarım
—Demiştim, pembe bir çizgi olsun
Düğün çağrımızda o gün—
'Evler'den birindeyim, dışarda kar yağıyor
Aynada kar yağıyor parıltılarla
Abajuru yakıyorum: sarı kar
—Üç parmakla bira bardağını
Hafifçe tutan elim—
Dudağımı boyuyorum: pembe kar
Cemal'i düşünüyorum: acı kar
Ester'i düşünüyorum: kar duruyor
Cemile?
Kar yağmadı sanki. Kar
Duygulara göre bir yağıp bir duruyor
—Demiştim o gün, o gece
Ve sonraları
Kan karda kaldı—
Kurtuluş’ta kar yağıyor—ne zaman yağsa—
Şöyle bir koltuğa çökerdim eskiden
Bacak bacak üstüne atardım
Hemen bir sigara yakmak gelirdi içimden
(Oysa şimdi yataktan yere değen bacaklarımın
buruşuk bir etekliğe sarınıp da tozlu bir
halıya basması biçimindedir her günkü
oturmam kalkmam
Ve içime doğru yürüyen bir ağrı duyarım ne zaman
kırmızı bir elmayı .soysam
Ve şimdi
Her yengi, her yenilgi
Her tutarsızlık, her ikilem
Güzelliğimi doldurur benim
İstesem de eskiyemem
Ve artık
Çok sesli bir müziğimdir ki ben
Tek zevki duyarken gövdemde
Kendimi kendime sunarken.)
'Evler'den birindeyim, bir org sesi bu
Yağdıkça yağan kardan
Çoktan eskimiş olmalı, diyorum katedralim
Ya da çökmüş olmalı çoktan
(Aşağıdan çağırıyorlar, usul usul iniyorum
merdivenleri, basarak çiçekli karların üstüne,
rengarenk. Karşımda cüce bir kadınla kambur
bir kadın ayaklarının altından gülüyorlar bana.
Gülüyorum ben de yağan kara ve çöken katedrale
ve onlara. Söyleşiyoruz ayaklarımızın altından
Ve
Geldikleri gibi gidiyorlar, hiçbir iz bırakmadan,
hiçbir iz bırakmadan, hiçbir iz bırakmadan.)
Giyinip dışarı çıkıyorum hemen
Ben bu 'evler'e sığamam.
SENİHA'NIN GÜNLÜĞÜNDEN /IV
'Ve ölüm bahçesini buldu'
Oteller imzamdır benim
—Ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!—
Şimdi bir otelin apacı sevinciyim.
Ey bardak taşıyanlar, kış ustaları
Sonbaharda ne yaparsınız
Ben ne yaparım
Kendime başka biriymiş gibi bakmaktan
Arta kalan bir çift gözü de
Kimbilir nerde bıraktım.
Ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!
Göğsümden bir düğme daha çözdüm
Saçlarımı taradım
Yüzümdeki beni koyulaştırdım
Pudra süründüm biraz —hayır, iğrenmiyorum artık-
Kırıştı göz kenarlarım çoktan
Çantamı açtım kapadım —neler yoktu ki—
Bir ayna
Bir katedral fotoğrafı —renkli—
Sonbahardan da büyük
Boş bir tabut deseni
Anahtarsız bir anahtarlık
Adresler —hepsini yırttım attım—
Bir şiir kitabı Nerval'den
—Ölünce tanrının
Bir ikinci yaşamım
Yaşamayı uman Nerval'den—
Telefonu açtım —bilmem ki neden—
Rastgele çevirdim: iğrenç bir kadın sesi
Tanrım!
Hemen kapadım.
Alı güzel yaşam! sevgilim ölüm!
Ben yalnız ikinize hayranım
Bilin ki gitmiyorum 'başka evler'e artık
O günden bugüne hiç çağrılmadım
Kapandım kapandım kapandım
Kabuklu bir deniz hayvanı gibi demin
Yağmurluğumun içine
Fırladım caddelere çıktım
Günaydın, dedim.sütünü esirgemeyen
Eski bir mezar taşına
Günaydın!
Ne güzel bir duruşun var senin
Doğayı kımıldatmadan
Islandım
Kıyılara indim, ıslak kumlara bastım
Ayak izlerimi sevdim, okşadım
Dolaştım dolaştım
Bir bankaya girdim çıktım
Biri bacağımı elledi tramvayda
Ses çıkarmadım
Ah güzel yaşam! sevgilim ölüm!
Seniha!
Seni bugün kıskandım
Otele döndüm akşama doğru.
Not: Ben bugün biraz
Yaşamı kımıldattım
Bir bardak konyak içtim ve
Ölüme kurulandım.
SENİHA'NIN GÜNLÜĞÜNDEN /V
İşte
Gördün
Demek ki böyle
Pencere pervazını —kirli çok—
Boyası dökülmüş yer yer
Lekeler lekeler lekeler
İşte, gördün, demek ki böyle
Koruklar sarkmış her yandan
Donuk, tozla kaplı koruklar
Ve lacivert bir görülmeyle
Ve
Limanın insan kokulu gürültüsüyle
İşte
Gördün
Demek ki böyle.
Gördün, görüverdin hemen
Demir arabayı rayların üstünde
Ve tahta bacaklı adamı —güneşe bakan—
Bakışlarında bir zamandışılık —öyle—
Gördün
Demir arabayı
Rayların üstünde
Ve tahta bacaklı adamı
Gürdün, görüverdin hemen.
Duydun
Duydun ki o boşluk sendin. Katedral
Ayrıca bir boşluktu senin içinde
Senin senin senin
Hayır!
Dudaklarını büzme
Ayaklarını —evet— daya oraya
Oraya oraya
Tezgaha :koy dirseğini —koydun mu—
İyi tut bardağını —iyi tut—
Bir iki kez döndür avucunda
Seniha!
Gördün mü bak
Buğulu bir hiçliktir, değil mi
Aynada titreşen bardak
Ve her şey
Değil mi, budur
Bir ölünün bir ölüye sorduğunu sormak.
Üç çiçek koymuşlar üç ayrı vazoya
Şuraya şuraya şuraya
Kalbindeki buruk pembelik
Bundan
İşittin işitmedin —ne çıkar—
Konuşur gibi onlar satıcısıyla.
İki kişi durmuş köşede —tam köşede
Düzenli bir biçimde konuşuyorlar
Sen dişlerini vuruyorsun birbirine
Titreyerek yalnızlıktan
—Sanki İstinye'yi dönünce
Porselenler yapıştıran bir ermeni var-
Kuşlar kuşların yanına, yapraklar
Yaprakların yanına
Hiçbir şey yalnız kalmıyor
İnsandan başka dünyada
Seniha!
Duymuyorsun sen kendini
Başıboş bir müzik gibisin kırlarda,
Gün kendini yiyor —gün bile—
Üç çiçekle akşam oldu, ne yapsan
Kapıdaki çıngırak., yaşam ne çabuk geçiyor
Çıngırak
Gün erkek oldu Seniha
Denizden çıktıktan sonra
Giyinmek kadar güzel
Gün erkek oldu
Gün senin oldu Seniha
Upuzun gözlerin ki —lacivert—
Örtüldü akşamın asmalarıyla
Unutma, yaşamından iyisin
Yaşamın senden iyi
Kutsalsın, görkemlisin, kendine verilmişsin.
SENİHA'NIN GÜNLÜĞÜNDEN /VI
— Kapının arkasında ne var
— Hiç!, hiçliğin adı
— Kapının arkasında ne var
— Kapının arkasında mı? tanrı
— Kapının arkasında ne var, kapının
— Bilmem ki ne var arkasında kapının
— Kapının arkasında ne var
— Bir bahçe, bir su kovası, içi boş
— Kapının arkasında..
— İncil
— Kapının arkasında ne var
— Bir tepe, boşaltılmış onun da içi
— Kapının arkasında ne var
— Bir duvar, tuğlasız, unutmuş dülger malasını
— Kapının arkasında ne var
— Havası kaçmış bir deniz yatağı
— Kapının arkasında ne var
— Bir çift kadın ayakkabısı —siyah—
— Kapının arkasında..
— Sökülmüş bir laterna, kutusu kalmış
— Kapının arkasında ne var
— Kurumuş böcek kabuklan, suyu çekilmiş bir deniz
— Kapının arkasında..
— Bir kuru kafa
— Kapının arkasında ne var
— Kapının arkasında mı? hiç!.
Belli belirsiz bir şarkı.
Odamdan çıktım
Koridoru geçtim —kimseler yoktu—
Merdivenleri indim —kimseye rastlamadım—
(Muhassen'den son kez çıkarken
Kimseye rastlamadım)
Bara baktım —kimseler yoktu—
Bir kadeh aldım, konyak doldurdum
Kadehi iki parmağım arasında tuttum tuttum
Kısarak gözlerimi kendime baktım
Otel, Ben, Konyak —neden olmasın—
Tanrı - İsa - Ruhülkudüs, dedim
Ben böyle dedim, acaba
Kimlerin avuntusuydum.
Dünyaya bir kere daha baktım cam kapının ardından
Dünyanın kokusunu duydum
Kendi kokumu?
Elbette duydum
Geçmeyen bir kokuydu —yaşlılık kokusu mu—
Çıkardım çantamdan Chanel'imi
Biraz süründüm.
Dedim ki,bugün de bitti gündüzüm
Otel, Ben, Konyak
Tanrı-İsa-Ruhülkudüs
Vahşetin son öyküsüyüm
Belki ilk öyküsüyüm
Işığımı söndürdüm: beyaz karanlık.
SENİHA'NIN GÜNLÜĞÜNDEN /VII
Özür dilerimdünya
Benbu otelden çıkamam
İmza: Seniha
ESTERİN SÖYLEDiKLERi
KENDİME
Kimseye karıştım mı? hiç karışmadım
Bu ki bana tuhaf sayılmadı
Gözleyip sordum mu hiç? hayır sormadım
Bu ki bana yalan sayılmadı
Acımak işim miydi? hayır
Bir evden olmak kötü müydü? hayır
Zamana zamanla bakmak ne idi ki
Baktım
Tarlayı tarlayla ölçtüm
Meyvayı meyvayla ölçtüm
Denizi denizle ölçtüm
Göğü gökle ölçtüm
Zaten insanı insanla ölçtüm ki
Buruk bir tat mı duydum
Ve duydum
Her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi
Sonuç ki zaten yoktu
Sen ki kim
Beni bütün bütün bırakma.
İSTEK
Çünkü ağzım öyle istedi
Dudaklarım öyle istedi
Ve göğsüm ve avucumun çukuru
Ve arkam ve önüm ve boynum
Öyle istedi
Çıplaklığımla övünürüm
Dişiliğimle övünürüm
Benim olan her şeyi kullanırım
Kullanmak ayıp mıdır? değildir
Ayıp olan ki nedir?
Ben bunları bir güzellik bilirim
Yüreğimin gözlerini kapatma
O ben ki her şeye daha iyi -bakayım
Bir evdeki dört kişiden biriyim
Kendimi onlardan istedim mi? istemedim
Sözlerine uydum mu? hayır uymadım
Ve bana demediler ve zaten demediler
Herkes suyuna daldı
Levyatanı olta ile çekebilir misin
Herkes suyuna daldı
Yüreğim pekişiktir.
KAN YARGISI
Akşamı karşıma aldım
Cemile karşımdaydı
Cemal'i karşıma aldım
Seniha karşımdaydı
Güzel otlar yaktım onlara
Zeytin çıkardım
Sürahiyle içki çıkardım
Seniha'nın gözlerinde pek çoktur
Kan yargısı çıkardım
Bugün akşama 'kadar
Her şey bana iyi oldu
Çünkü durgun günler bana çoktur
Dışarı çıktım, dolaştım
Gün gündür kendimle söyleştim biraz
Bir lavtaya girdim, boşaldım
Eve döndüm, o ne ki bana çoktur
Sütten kesilmiş çocuk mudur ki canım
Canımı yatıştırdım, susturdum.
GÖZ SUYUMDA
Yüreğimi genişlettiğim zaman
Cemile bana sığsın
Ben onun göklerinden biraz fazlayım
O bana sığsın
Yalnızlık ondan gitsin, kötü mü dedim
Gitmezse ne yapsın, kötü mü dedim
Ben neyin nesiyim ki ve herkes neyin nesi
Alışamıyorsak birbirimize
Sevemiyorsak birbirimizi
Demem ki bir ben mi kaldım
Kurtuluş'ta üç kış ne demek
Birinde portakallar dondu
Birinde ipler dondu pencereden pencereye
Birinde yaşam dondu ve soldu
Seniha'yı koydular ol solgunluğa
O istedi ve oldu
Her otelden bir mektup
Dünyada sanki çok şemsiye bozuldu
Gittim ki yetişemedim
Döndüm ki yetişemedim
Her otel bir oteli bir gül gibi doğurdu
Canım ağrıdı gün gün
Küçüldü küçüldü küçüldü
Göz suyumda bütün oteller.
AKMAYI DUYDUM
Ben ben idim, onlar oydular
Karanlık indi bize sığındı
Yılları çok çağlar gibiyiz
Günleri çok yıllar gibiyiz
Uzun sessiz bir ağlamak gibiyiz
Geyik akar suları özleyince
Akmamız yok, çekilmiş nehirler gibiyiz
Yelin sürdüğü yaprağı mı iteceğim
Kötülük nedir, var mıydı bilenimiz
İyilik nedir, var mıydı bilenimiz
Ana karnında sütten
Bembeyaz örülmüşüz de
Derim ki —demek istemem— vahşetin imleriyiz
Ben ben idim, onlar oydular
Geçip de geri dönmeyen bir yeliz
İnsan akar insanı özleyince
Yılları çok bir gün gibiyiz
Akmadık.
O BiLE
Benim sözüme göre
Gözün bildiğini el bilmez
Elin bildiğini ağız bilmez
Sözüme göre utanınm
Yüreğim utanmak bilmez
Hey şimdi ne oldular. Seniha
Çelişkili yaşamına kovuldu
Herkes ki biraz kovuldu
Büyüdükçe yaşlanıyorsa çocukluk
Cemal ne oldu
Bildiğimiz tek şey yalnızlık
O bile şimdi ne oldu
Hey şimdi ne oldular. Cemile
Anısız dünyasında anılarla boğuldu
Kaldıysa bir o kaldı
İçimizde bir vahşeti uyandırma .korkusu.
DÜŞÜŞ
Cüce bir icadınla kambur bir kadın
Günü söylendiler bir park kanepesinde
Ve artık gitmediler, çürikü hiç gitmediler
Ayaklarının altına düşüp
Orada gizlendiler
Seniha'yla Cemile
Dünyalarının altına düştüler
Günlerinin kışları
Karlarıyla örttü onları
Sen bunu söyledin ya
Kendin için bilme.
DURUŞ
Ki bazı sözlerin anlamı
O sözlerin söylenişindedir
Yılların sayısına girmediyse Seniha
Nereden zaman almıştır
Ki bazı durumlara söz yoktur
Hem neden olsun
Her durumun dili daha başka durumlardır
Ben bu derinliği bu kadar
Nerden bulayım
Ki herkes nerden bulsun
Bulmanın dili aramaktır.
DOĞUŞ
İnsan ki yok ise yoktur
Kimdir bu Hilmi Bey ki, yoktur
Bu böyle değilse benim sözüm hiçe insin
İleri gidiyor Cemile, o orada yok
Arkaya gidiyor, onu sezemiyor
Sola yönleniyor, onu seçemiyor
Sağda gizleniyorsa, onu göremiyor
Öyleyse yığınla mektup
Ne durur bir çekmecede
O ki bir gün bunu bana söyledi:
Olana değil de olmayana yazmak
Çünkü beni süsledi
Ey benim ıslak yalnızlığım
Umudum senden doğsun.
UMUŞ
Bütün iyi kitapların sonunda
Bütün gündüzlerin, bütün gecelerin sonunda
Meltemi senden esen
Soluğu sende olan
Yeni bir başlangıç vardır
Parmağını sürsen elmaya, rengini anlarsın
Gözünle görsen elmayı, sesini duyarsın
Onu işitsen, yuvarlağı sende kalır
Her başlangıçta yeni bir anlam vardır.
Nedensiz bir çocuk ağlaması bile
Çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır.
İKİLEMLER
Bu gözyaşları benim mi
Camdaki yağmur taneleri mi yoksa?
Acıyla sevinç de
Birbiriyle içiçe mi
Terketmeden biri ötekini?
Mutsuzluk mutluluğu örerken
Masmavi bir boyun atkısı gibi?
Bunları ben mi söyledim
Ester mi, o mu söyledi?
Sesi yok kendisi var
Gözleri yok kendisi var
Cemal'siz Cemile'siz
Seniha bir otelde
Ya ölü ya kimsesiz.
ÖZLEYİŞ
Gülüşümü ıslattım —kar yağdı bütün gün—
Daha yağsın
Kar yağsın bütün otellerin üstüne
Üstüne üstüne bütün otellerin
Kar yağsın
Lacivert gözlerine Seniha'nın
Hiç bitmesin, yağsın
Karla dolsun göğsünün katedrali
Avluya düşen org uyansın
Özlemim sanadır, varsın
Kar yağsın, daha yağsın
Seni andırıncaya kadar.
SAPLANTI
Sözlerim kendim üstüne
Gölgem beni istedi
O ki istedi
Suyum beni istedi
O ki istedi
Cemile beni istedi
Ne oldu? hiç! alışamadım
Kartalın bir kayaya çarpışı idi
Soyundum, giyindim, tekrar soyundum
Arada olacağın düşünü kurdum
Zevk duydum bundan
Cemile anlamadı, Cemal hiç anlamadı
Seniha görmedi ki
Ve göstermedim
Sözlerim kendim üstüne
Bir uzak yerlere gitmek üstüne
Sanki günler tek bir güne birikti
Bense çıkmazda kaldım, usandım
Çıkmazlarda üstüste
Birikmiş ufuklar kadar derindim
Ve dedim: elbette deneyeceğim.
GİDEMEYİŞ
Güz ve kış ve ilkbahar geçti
Yaz çarçabuk geçti
Hepsi tekrar tekrar geçtiler
Bu bana uzun geldi
Gecem avurtlarım gibi çöktü
Ve çöktüm
Sabahım, sabahlarım
Kabından taşan sütler gibi büyüdü
Ve taştım
Gün güne taşındı, yıl yıla
Gitmedim, gidemedim
Ki dedim
Bana söz vermeliydi biri
Sesi uzaklardan gelen
Görünmez yıllarla ilgili.
BİLİŞ
Ve hemen gidemedim
Ve artık gidemedim
Ve sonra hiç gidemedim
Kurtuluş'ta, son durakta bir tramvay ölüsü
Sanki ben
Öylece kalakaldım
Hepimiz kalakaldık
Elimizde tetiği çekilemeyen
Namlusu yönsüz bir tabanca gibi.
YENİLİŞ
Açılmamış bir şarap şişesiydim
Ki öyle kaldım
Acımı köpürtmedim
İçime sağdım
Gözyaşlanmı göstermedim
Ki sildim
Özgürlüğüm beni tutsak düşürdü
Başaramadım
İçimde kara kara bulutlar sallandı
Ki sallandılar
Dışarı yağamadım
Ve yenildim ve sustum.
BİTMEYEN
Ve ağzım ağzını öptü ise
Çünkü için sözle doludur
Elim eline değdi ise
Çünkü elin yaratılmış işler doğurur
Gözlerine baktım ise
Ki bakmışımdır
Onlar bir denizi sezme derinliğindedir
Ve saçlarına
Ve boynuna
Ve omuzlarına
Baktım ise
Ki bakmışımdır
Onlar bir kuşun uçuşunu
Sezme derinliğindedir
Ey sözlerim benim
Onlar ki bana her zaman
Bir diriliş verenedir
Meselim bitmeyendedir.
DÜŞ
Gökte, gökkuşağının üstünde
Yedi renkli Musa'lar
Yedi lambalı, yedi güvercinli Muhassen'den
Yedi renkli sesler üflüyorlar aşağıya
Aşağıda
Seniha
Bir elinde sigarası
Oturmuş kıpkırmızı bir bahçe koltuğuna
Önünde
Masa masa masa —çok değil, hepsi bir masa-
Mermer bir masa
Gümüş bir masa
Zümrüt bir masa
Seniha birasını içiyor —bir eli de birasında—
Sonsuz bir bira
Sessiz bir bira
Cam akışlı bir bira
Saçlarında başaklar, tavus tüyleri
Gözleri
Gözleri ses veriyor
Seng-i laciverdi gözleri
Son yudumunu da alıyor birasından
Yere dökülüyor ipek şalı
Yere sızıyor
Yeri alıyor
Birlikte götürüyor yeri
Katlar gibi bir halıyı durmadan
Parmaklarından altın bir anahtarlık sarkıyor
Ve anahtarlar anahtarlar
—Çok değil, hepsi hepsi bir anahtar—
Fildişi bir tahtırevana biniyor
Kaldırıyoruz onu dört kişi
Ben, Cemile ve Cemal
Bir de sonsuzluk
Tutuyoruz havada bir süre onu
O gülümsüyor bize durmadan
Ve kalabalığa
Yaldızlar dökülüyor dudaklarından
Lambalar, güvercinler dökülüyor
Çiçekli laledanlar, çeşmibülbüller
Kristal boy aynaları
Ve gelin telleri, pırlantalı taçlar
Sedef kakmalı bir tramvay geçiyor yakınımızdan
İnce bir org sesini sürükleyerek
Benekli bir örtü çekiyor üstüne dünya
Hepimiz kayboluyoruz.
UYANIŞ
Uyanıyorum uyanıyorum
Dört duvar
Evet, dört duvar
Peki duvarın arkasında ne var
— Duvarın arkasında ne var
— Bir çocuk, bir çocuk daha, çocuklar..
— Duvarın arkasında ne var
— Bir kaçlın, katolik, yas giysilerini çıkarmış
— Duvarın arkasında ne var
— Yaşlı bir adam, dinleniyor güneşte
— Duvarın arkasında ne var
— Bir gemi, yolcu gemisi, ışıklar içinde
— Duvarın arkasında..
— Bir çim makası, bir havuz
— Duvarın arkasında, duvarın..
— Bir piyano, büyük çok, bir de viyola
— Duvarın arkasında ne var
— Avdan dönüyor balıkçılar, balığın 'deniz içi' renginde
— Duvarın arkasında ne var
— Ne olsun, bir lunapark, kartopu kadar o da
— Duvarın arkasında..
— Çünkü, işte, şimdi, sonra...
— Duvarın arkasında, duvarın..
— Beyaz beyazlık
— Duvarın arkasında ne var
— Bir şarkı, anlamlı çok
— Duvann arkasında ne var
— Bir melek, üç kanatlı
— Duvann arkasında..
Ne olsun duvarın arkasında
Yıkanmış, arınmış bir gök Köpük köpük bir dünya
Dört duvar? Evet, dört duvar.
BİTİŞ
Ester'in söyledikleridir
Yalnızlığına korku vurma
Ester'in söyledikleridir
Ve gelsin ve geçsin bütün sözlerim
Gelsin ve geçsin
Ester'in söyledikleridir
İnsanların içinden
Kendim olup taşayım
Ester'in söyledikleridir
İnsanlara uzaklık vurma
Ama herkes ki kendisi olsun
Sonra herkes kendisi olsun
Bir gün herkes kendisi olsun
Ester'in söyledikleridir
Dünyada bakınıp durma
Bütün ol ve ayn tut 'ki kendini
Zaten öyledir
Çünkü öyledir....
Devamını okuyun...>>